|
SAYIN RECEP AKDAĞ'DAN SİYASET HEVESLİSİ GENÇLERİN EDİNECEĞİ DERSLER
Mustafa Çetin Baydar
Sayın Recep Akdağ'ın rahmetli pederi de milletvekiliydi. Siyasi rakipleri onu "yoğurtçu" sıfatıyla anarak tezyife çalışırlardı. Ancak Erzurum siyasi Tarihinde Yahya-Recep Akdağ damgasının siyaset sosyolojisi açısından zengin yorumlara müsait bir açılımı var.
Erzurum siyasetinde milletvekilliği yapan ikinci bir baba-oğul yok. Erzurum eşrafı içinde bırakınız baba oğulu, aynı aileden ikinci milletvekili çıkaranların dahi sayısı (Fıratlar ve Polatlar) pek azdır..Korukçular
(Nafız Bey) Cinisliler (Rasim Cinisli) Gaciroğulları (Naci Kacıroğlu
Namıkefendizadeler-Erverdiler (Selçuk erverdi) Dursunbeyzadeler (Cevat Dursunoğlu)İbrahimhakkızadeler (Şakir ibrahimoğlu)Mühürdarzadeler(Vasfi Mühürdaroğlu) Topçuoğulları (Rıza Topçuoğulları) Hacışamlılar (Rıfkı Salim Burçak)ı çıkardılar. Malyemezler, Müceldililer, Kınalızadeler,Alemdarlar ise mahalli seviyede birkaç politikacı çıkarmakla beraber millet meclisine ailelerinden kimseyi yollayamadılar.
Bu saydığım ailelerin ortak paydası toprak sahipleri oluşlarıdır.Toprak sahipliği olmayan baba mandracı, oğul Tıp Profesörü bir ikilinin başarısını, Erzurum'daki yeni siyasi sınıfı haber vermesi açısından dikkate değer buluyorum.
Gruplarda Recep Akdağ'a olan tepkilerin arkasında da galiba gerileyen bu feodal şehir zümrelerinin istiğnası yatıyor. Yeni yetişen gençler ne de olsa babalarının daha doğrusu bundan önceki şehir kuşaklarının hafıza kodlarından etkileniyorlar.
RECEP AKDAĞ
Yusuf Ziya Erarslan
Hemşehrilerim;
Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın hasta yakınlarına fırça attığı yönündeki
değerlendirmelere "bir görgü tanığı" olarak açıklık getirmeye ihtiyaç duydum.
Dün Akdağ ve bürokratlarının Ankara Etlik Hastanesi'ne yaptığı ziyareti bende bir gazeteci olarak izledim.
Bakan Akdağ, koridorda etrafında adeta etten duvar ören insanlarla tek tek büyük bir sabırla ilgilendi, sıkıntılarını dinledi. Polikliniklere de uğramak için her manevrasında önünü keserek dert yanan insanları sabırla dinledi, yardım edilmesi için yanındakilere talimatlar verdi. Hatta zaman zaman vatandaşlardan gelen şikayetler üzerine bürokratlarına sitem eti.
Fırçalama olayına gelince...
Sedye üzerinde bir çocukla bakanın önüne kesen bir genç (ki son derece afrasip ve küstah bir tavrı vardı) Akdağ, "Kameralar olmazsa işimi halletmezsiniz" şeklinde haddini aşan bir ifade kullandı. Akdağ, bu
şahısa öfkelenmeden dinledi. Aynı şahıs çocuğun ameliyet edilmediğini iddia etti. Bakan bu kez ilgili doktorla bu genci yüzleştirdi. Sonuçta bu gencin yalan
söylediği ortaya çıktı. Neden mi uzman doktor çocuğa bilimsel nedenlerden ameliyatı uygun görmediklerini, bunun yerine başka tedavi
yöntemini tercih ettiklerini söyledi. Bakan gencin gözünün içine baka baka yalan söylediğini anlayınca gence sadece sitem etti: "Böyle yapmayın. Siz böyle yapınca ben üzülüyorum" dedi o kadar...
Selamlar
Yusuf Ziya Erarslan
İhlas Haber Ajansı
ANKARA
ERZURUM
DAVUT SARI'DAN MESAJ GELDI
http://cengiz.aktas73.sitemynet.com/ adresini hiç ziyaret ettiniz mi?
Bireysel olarak hazırlanmış olan bu site, baştan aşşağı Erzurum dolu. Kendimi dahi buldum.
Adamın biri, http://www.yagoohoogle.com/ diye bir site (arama motoru) yapmış; hem de 1 Nisan şakası olarak. Yahoo ile Google arama motorlarının her ikisini de tarayıp, karşılaştırma imkanı veriyor.
Ben de bir deneyeyim dedim. "Davut SARI" diye yazıp araştırmasını istedim. İşte bu araştırma esnasında, gelen siteler arasında http://cengiz.aktas73.sitemynet.com/ a da rasladım. Gidip bir de baktım ki, ben dahil epey bir Erzurum/Erzurumlu var.
Siteyi yapana helal olsun!
Selamlar, sevgiler,saygılar,
Davut SARI
Ankara - 22.04.2005
Maliyenin Kazları
ÖNER ÖZBEK
Mali litaratüre yerleşmiş bir deyim vardır. Kazlar...
Maliye taşkilatına göre Kazlar üçe ayrılır; Kümesteki Kazlar, Kümes Dışındaki Kazlar ve Yaban Kazları...
Kümesteki Kazlar malum, yolunmak için hazırlanmış, kaçış yolları kapatılmış, ayakları ve kanatları bağlı olan kazlardır bunlar. Kaz tüyüne ihtiyaç duyulduğunda tek yol bu kazlardan faydalanmaktır.
Kümes Dışındaki Kazlar ise, çeşitli şekillerde kümes dışında kalabilmeyi başarmış uyanık kazlardır. Maliye bunların peşinden koşar, koşar ama bunlar yine bir yolunu bulur ve ellerinden sıvışıverirler. Bunlar bir potansiyel teşkil ederler ancak bu potansiyel hiç bir zaman kinetiğe dönüşemez. Maliye de her yıl bunları yolabileceğine dair planlar yapar ama ne yazık ki başaramaz ve sonunda da bunlardan yolmayı planladığı ama yolamadığı her tüyü, gider yine kümesin içindeki kazlardan yolar.
Bir de Yaban Kazları vardır ki, bunlar uyanıklıkta sınır tanımazlar. Üzerlerine gidildiğini sezdikleri anda hemen sıcak ülkelere göç ediveren, sadece göç etmekle kalmayıp ani kanat çırpışlarla tozu dumana katıp ortalığı allak bullak eden kazlardır bunlar. Bir yönleriyle karabataklara da benzerler. Kaçtıktan sonra kafalarını nereden çıkaracakları hiç belli olmaz. Bu yüzden maliye de bu kazların üstüne hiç gitmez, onları ürkütmez. Yeni Kaz tüyüne ihtiyaç duyduğu her anda kümesteki kazlarına döner ve üstlerindeki son tüyleri de yolmaya çalışır.
Tabi burada bir durum göze çarpıyor ki bu da şudur; Maliye teşkilatı kaz beslemeyi hiç bilmiyor. Kazları kümese tıkmak yetmiyor. Bunları güzelce besleyeceksin, bakıp büyüteceksin ki onlar da tüy versinler. Sadece yolmayı düşündüğün zaman gün geliyor kazlar tüy veremez oluyor.
Bugünkü resmi gazetede (26.4.2005) yeni bir kaz yolma operasyonu yayınlandı. Bazı ürünlerin ÖTV oranları %6.7 den %20'ye çıkarıldı. Kümesin dışındaki Kazları kümese çekemediği, Yaban Kazlarına hiç dokunamadığı için iş yine kümesteki kazların başına batladı.
Maliye Teşkilat artık kaz beslemeyi öğrenmeli, az sayıda kazı yolarak çok tüy elde edemeyeceğini anlamalı ve yaban kazlarını evcilleştirmenin çaresini bulmalıdır. Aksi halde büyümek de, gelişmek de refah seviyesini yükseltmek de, iç ve dış borçları tasfiye etmek de, sosyal devlet olmak da hayalden öteye geçemez.
Öner ÖZBEK
İSTANBUL - 26.04.2005
HAYDİ ERZURUM'U AYAĞA KALDIRALIM
Prof. Dr. Berhan YILMAZ
Geçen hafta Erzurum'un misafiri olan ve Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası'nda düzenlenen "TÜBİTAK Erzurum Günü" isimli toplantıda bir konuşma yapan TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Ömer Cebeci, sanayide Ar-Ge desteği için son on yıldır Erzurum'dan hiçbir başvuru yapılmadığını söylüyor ve ekliyor bu dağıtılan para da sizin de vergileriniz var, sizin de hakkınız var.
Burada durup düşünmek gerekiyor TÜBİTAK kendisine sunulan projeler için 187 milyon dolar destek vermiş. Biz bu destekten proje sunmadığımız için yararlanamamışız. Bu paraya bu şehrin veya bu şehrin sanayicisinin ihtiyacı mı yok ? Biliyoruz ki bizim sanayicimizin de böyle bir desteğe, böyle bir paraya ihtiyacı var. Neden faydalanamamışız? Ya bu destekten haberimiz yok, ya böyle bir proje nasıl üretilir bilgimiz yok ya da bu konuda biraz gayretsizlik göstermişiz.
Ben bu ve benzeri eksikliklerimizin sebeplerini ticaretçi ve bu konunun uzmanı olan arkadaşlarla görüştüğüm zaman karşıma bir kaç farklı bakış çıktı.
Öncelikle dikkatimi çeken bizim sanayicimiz bu gibi konulardan uzak ve bu uzaklık sebebi ile de soğuk bakıyor. Burada şunu soruyorum Erzurum dışına çıkan ve çok başarılı olan iş adamlarımız daha mı cesur, daha mı akıllı daha mı çalışkan. Daha akıllı olmadığı gerçek ama daha cesur, daha girişken ve daha çalışkan oldukları kanaati uyandı bende.
Diğer bir konu bazı atılımları hep başkalarından beklememiz. Hele önce başkası yapsın da bir bakalım görüşü. Hani acemi berber tıraşı başkasının başında denermiş ya, aynen böyle. Başkaları yapsın olursa biz de bir deneriz. Ama bu şekilde olaya baktğımız zaman hiç kimsenin bir şey yapmadığını görüyoruz..
Üçüncü hatalı bakış ise üniversite bu konuda destek veya yardımcı olmuyor fikri. Ben şunu kesinlikle ve rahatlıkla söyleyebilirim ki üniversitede bu konunun uzmanı olan arkadaşlar her an ve her zeminde yardıma koşacaklardır ve kendilerine danışan, yardım isteyen her sanayiciye, iş adamına yol göstermeye canı gönülden yardım etmeye hazırlar.
Bu sebeple Ar-Ge projeleri veya her hangi bir proje desteği için Erzurum'dan başvuru yapılmamasında üniversiteyi suçlamanın, bu eksikliği üniversiteye yüklemenin yanlış olduğu kanaatindeyim. Üniversite bir danışman ve yol gösterici olarak istendiğinde yönlendirici rolünü memnuniyetle üstlenecektir. Sanayicilerimiz veya iş adamlarımız proje üretilmesi konusunda üniversiteyi aktif hale getirmelidirler. Daha doğrusu sanayicilerin üniversiteyi bu gibi konularda teşvik etmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Bizler bu şehirde artık hep şikayet etmeyi bırakıp, beyninde bilgisi, elinde imkanı olan her kişiyi ve her kurumu doğru zamanda ve doğru zeminde kullanmayı öğrenmeli ve bunu başarmalıyız. Biz ancak bu şekilde hakkımız olanı alabiliriz.
Memleketi, vatanı, milleti sevmek hizmet etmekle olur. Konuşmakla, suçlamakla bir yere varılmadığını sanırım hepimiz yıllardır gördük.
Haydi çalışmaya, çalıştırmaya. Haydi Fikir üretmeye, proje üretmeye ve haydi ERZURUM'u ayağa kaldırmaya
VAR MISINIZ ?
PROF.DR.A.BERHAN YILMAZ
ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ
DİŞHEKİMLĞİ FAKÜLTESİ
ERZURUM
PALANDÖKEN GAZETESİ - 09.05.2005
"Bu arazi MÜSİAD'a peşkeş çekildi"
ERZURUM'un Pasinler İlçesi'ne bağlı Çöğender Köyü'nde trilyonlar harcandıktan sonra yarım bırakılan Pasinler Sigara Fabrikası'nın MÜSİAD üyelerinin kurduğu bir şirkete verilmesi, arazinin eski sahibi olan köylüleri kızdırdı. Hem de nasıl kızdırma! Çöğenderliler, 27 yılı aşkın süredir ekilip biçilmeyen fabrikanın 1000 dönümden fazla arazisinde bilim adamlarının öngörüsüyle "organik tohum" üretimi yapmak için bir araya gelerek Çöğender A.Ş.'yi kurmuşlar. Araziyi satın almak, kiralamak, tahsis yapılmasını sağlamak için ilgili bakanlara ve Özelleştirme İdaresi'ne 2003 yılından bu yana 7 kez başvurmuşlar. Bununla da kalmayıp şimdiki Maliye ve Tarım Bakanları ile yüz yüze görüşerek dileklerini anlatmışlar. Çalmadık kapı bırakmazken bir ilanla şaşkına dönmüşler. Çünkü fabrika MÜSİAD şubesi üyelerinin oluşturduğu şirkete tahsis edilmiş... Onlar da bir ilanla ilgili bakan ve AKP'li vekillere, 5 Mayıs'taki verdikleri ilanla teşekkür etmişler. Köylüler bunun üzerine yerel Güneş Gazetesi yazarı Dursun Şen'e gitmişler, "Acaba AKP'nin Çöğender'de ikinci parti olmasının hıncından mı bizi dışladılar" demişler. Ve bu olayın "peşkeş" olduğunu belirten ilanı 9 Mayıs'ta Güneş Gazetesi'nde yayınlatmışlar. İlan şöyle:
"Arazisi köyümüze ait iken yöre insanından 400 kişi çalıştırılacak vaadiyle değerinin altında istimlak edilen Pasinler Sigara Fabrikası hayata geçirilemedi. Atıl kalan arazide AÜ Ziraat Fakültesi'nin görüşleri doğrultusunda organik tohum üretimi için köy halkı Çöğender A.Ş.'yi kurdu. Araziyi satın almak, kiralamak ve tahsis kapsamı dahilinde işletmek üzere ilgili bütün makamlara ve bakanlıklara müracaat ettik. Yedi resmi müracaatımıza rağmen bize menfi veya müsbet cevap vermeyenler 4 ay önce kurulan ve isminin önünde "MÜ" olan SİAD'ın bir ay önce kurduğu EGES A.Ş.'ye bedelsiz olarak peşkeş çekmekte, katkılarından dolayı; Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ı, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ı, Tarım Bakanı Sami Güçlü'yü, milletvekilleri Ömer Özyılmaz, Mustafa Ilıcalı, Muzaffer Gülyurt'u, Vali Celalettin Güvenç'i ve MÜSİAD Erzurum Şubesi'ni kınıyoruz."
Aslında bu "teşekkür" değil "kınama" ilanı. Böyle bir metin AKP yandaşlarını tedirgin etmiş.
Vali Güvenç Çöğender Köyü muhtarı ve gazetecilerle bir toplantı yaptı. Vali Güvenç, arazinin karşılıksız, içindeki binaların kira karşılığında EGES'e verileceğini anlatmış, konuyu böylece kapatmış!
"SAĞLIK BAKANINA GÖRE
ZANLIYI KORUMAK MUBAH,
SORU SORMAK İSE
HUKUKA AYKIRI!"
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Sağlık Bakanı Recep Akdağ'a Müsteşarı hakkında Yargıtay Başsavcısı tarafından suç isnat edilerek dava açılıp açılmadığını, dava süresince Müsteşarını açığa alıp almayacağını bir soru önergesi ile sormuştum. Sağlık Bakanı soru önergesine verdiği yanıtında Müsteşarı Necdet Ünüvar hakkında Yargıtay Başsavcılığı tarafından açılmış bir dava olduğunu itiraf etmekte, ancak sorumuzu "etik olmadığı ve Hukuk Devleti İlkesi ile bağdaşmadığı" gerekçesi ile yanıtlamaktan kaçmaktadır.
Yargıtay Başsavcılığı, bir üst düzey kamu görevlisi hakkında olur olmaz nedenlerle dava açmaz ve açılan davalar da genellikle kişinin görevi sırasında yaptığı usulsüzlükler yada yolsuzluklar nedeniyle açılır. Hukuk Devleti İlkelerinin işlediği yönetimlerde, hakkında bu gibi davalar açılan kişiler aklanana kadar açığa alınır. Bu yolla hukukun üstünlüğüne saygı gösterilmiş ve yolsuzluklara karşı açık bir duruş sergilenmiş olur. Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise büyük bir pişkinlikle hem hakkında Yargıtay tarafından yürütülen ceza davası olan bir "zanlıyı" Müsteşarlık makamında tutmakta ısrar etmekte, hem isnat edilen suçu saklamaya çalışmakta hem de konuyu sorguladığım içim beni etik davranmamak ve Hukuk Devleti İlkesini çiğnemekle suçlamaya yeltenmektedir. Hem suçlu hem de güçlüyü oynayarak yada Millet adına görevini yapan Vekilleri saçma sapan isnatlarla suçlayarak gerçekleri halktan saklamak olanağı yoktur. Sağlık Bakanı halkın önüne önce zanlıların arkasında durup durmadığını açıklayarak çıkabilmelidir. Recep Akdağ hukukun zanlı mevkiine oturttuklarını aklanana kadar açığa almadan, hukuktan ve Hukuk Devletinden söz etme hakkına sahip olamaz.
Bu bilgi ve görüşlerimi kamuoyu ve basın mensuplarının dikkatine sunarım.
Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
24 Mart 2006
SAĞLIK BAKANI KIRIM KONGO SAVAŞINDA BOCALIYOR
Prof. Dr. Mehmet NEŞŞAR
Yaz geldi, Kırım Kongo Hastalığı gene can almaya başladı. Sağlık Bakanı bu yıl ne yapacağını açıkladı: "Kırım Kongo Hastalığına karşı aşı üreteceğiz." Dünyada bu hastalık için %45 koruyan bir aşı var. Bu aşı Amerikalı ilaç firmaları tarafından çoktan üretilip stoklandı ve bizim gibi ülkelere satılmak üzere salgının daha da yaygınlaşması bekleniyor. Anlaşılan Sağlık Bakanı bu aşıyı Türkiye'de nasıl pazarlayacağının hesabını yapıyor.
Sıtma hastalığını sivrisinekler taşıyor. Yurttaşlarımız Cumhuriyetimizin ilk yıllarındaki sıtma savaşının, sıtmayı taşıyan sivrisinekleri yok ederek kazanıldığını biliyor. Kongo Ateşini keneler yayıyor ve bu hastalıkla savaş da ancak kene mücadelesi ile yapılabilir. Kongo Hastalığı için aşılama yapmak, sıtma için kinin dağıtmaya benziyor. Bu nedenle kene mücadelesi ile karşılaştırıldığında aşının değeri çok geride kalıyor.
Ülkenin bilim adamları, veteriner dernekleri ve muhalefet olarak biz defalarca, Kırım Kongo Hastalığının önünü almak için veteriner hizmetlerinin geliştirilmesi, canlı hayvan trafiğinin denetlenmesi, kırsalda kene savaşı yapılması gibi bazı önlemleri defalarca Sağlık ve Tarım Bakanlarına duyurmaya çalıştık. Sağlık Bakanı bu önermeleri dikkate almadı ve "Beyaz çorap giyin ve pantolonlarınızın paçalarını çorabınızın içine sokun" demekle yetindi. Hastalık bu yıl daha da yaygınlaşıp, keneler Gölbaşı'na kadar dayanınca Recep Akdağ'ın paçalarının tutuştuğu anlaşılıyor, ancak Bakan soruna gene doğru açıdan yaklaşamıyor.
Sağlık Bakanlığı Cumhuriyetin ilk yıllarındaki performansının çok arkasında kaldı, geriletildi. AKP anlayışı her bakanlıkta olduğu gibi Sağlık Bakanlığında da sadece devleti kuşatmak ve kadrolaşmak ile meşgul. Sağlık Bakanı kenelerin bir gün kendi paçasından içeriye kaçabileceğini göremeyecek kadar gaflet uykusunda. Ben gene de üzerime düşeni yapıyor ve Recep Akdağ'ın başını kumdan çıkartıp, reddettiği Türk doktor ve veterinerlerinden yardım almasını öneriyorum.
Görüşlerimi kamuoyumuz ve basınımızla paylaşıyorum.
Prof. Dr. Mehmet NEŞŞAR
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
17 Mayıs 2007
|