cengiz.aktas73.sitemynet.com
Erzurum

İlimiz Erzurum
Çetin Baydar
Tarih
İz Bırakanlar
Pencere
İş ve Ticaret
Turizm
Önemli Günler
İslâm
Sanat
Meydan
Kültür
Görüşler
Yayınlar
Medya
Duyuru Hattı
E-vatandaş
Haberler
Adresler
Sunum

Pencere


Erdoğanlar'ın tercihi ünlü lüks markalar...

İZMİR'deki açılışlara, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan'ın, giysi ve aksesuarlarında dünyaca ünlü lüks markalarını tercih etmeleri damgasını vurdu. Özellikle Başbakan Erdoğan'ın kolundaki, bugüne kadar 25 adet üretildiği belirtilen, "Ulysse Nardin" marka özel saat dikkat çekti
......
Milliyet Gazetesi - 10 Eylül 2006 Pazar

AK Parti ilçe başkanı zimmete para geçirmekten 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı...

Ak Parti Bayat İlçe Başkanı Mustafa Memiş (40), Bayat Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi Başkanlığı yaptığı dönemde zimmetine para geçirdiği iddiası ile açılan kamu davasında 5 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı.
......
Press Türk - 31 Temmuz 2006 13:55


PENCERE

"Pencereden baktığım anda geçmişimi gördüm."

Hamit ERGÜL

ERZURUM

2005 TEMMUZ'UNUN İLK HAFTASINDA ERZURUM'DA KÜLTÜR ZİYAFETLERİ VAR

Mustafa Çetin Baydar

TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ DE VEFATININ 30.YILINDA NURETTİN TOPÇU'YU ERZURUM'DA YAPACAĞI BİR TOPLANTI İLE ANACAK

Ervak'ın Geleneksel Sultansekisi Toplantılarının 13.sü için faaliyetler planlanırken, 9.Abant Platformu için Türkiye'nin önde gelen fikir adamları üç gün süre ili Palandöken'de Yeni Bir Çağın Eşiğinde Eğitim'de Arayışları üzerine görüşlerini açıklayıp, tartışmalar yapacak.
Türkiye Yazarlar Birliği ise Erzurumlu büyük mütefekkir Nurettin Topçu'yu vefatının 30.yılında memleketi Erzurum'da anmak için hazırlanıyor.
Bu toplantılar için çok sayıda aydının Temmuz ayının ilk haftasında Erzurum'da buluşacak.
Belediyeler başta olmak üzere Erzurum'daki sivil kuruluşların erzurum'un tanıtımı ve kültürel gelişimi için bu tarihi buluşmaları bakalım nasıl değerlendirecekler?

NURETTİN TOPÇU kimdir?

Nurettin Topçu, isyan ahlakına dayalı hürriyet anlayışı ve bu anlayışın temel doktrini hareket felsefesi ile mesuliyetini müdrik gençliğin bir filozof aradığında karşısına çıkan orijinal bir Türk düşünürüdür.

Türkiye'deki yönetici elitin ortaya koyduğu uygulama, fikrî yönden gelişmeyi tıkamış durumdayken; Nurettin Topçu, Fransa'da Blondel'in hareket felsefesinden yararlanarak Batı'yı tahlil eder, arkasından da çalışmasına başlar.

Eğer Türk düşünce tarihinden bahsedilecek olursak, onun en başında gelenlerden biri de hiç şüphesiz Nurettin Topçu'dur. Şaşaadan, debdebeden, gösterişten uzak yaşadı ve hiçbir zaman kalabalıklara güvenmedi. Fikriyatını kendine bir ikbal sağlamak için yansıtmadı.

1909"da İstanbul'da doğan Nurettin Topçu, Erzurumlu Topçuzâde Ahmet Efendi'nin oğludur. Annesi Fatma Hanım ise Eğinli'dir. Çok eski ve köklü bir kültür muhiti bulunan Eğin'in Nurettin Topçu'nun ruh dünyasında önemli bir yeri vardır. İstanbul'da büyüyen Topçu, hep ana yurduna olan hasretle yaşamıştır.

Erzurum ile İstanbul arasında canlı hayvan ticareti yapan babası Ahmet Efendi'nin işleri I. Dünya Savaşı'ndan sonra bozulur, artık Çemberlitaş'ta sıradan bir kasap olarak ticarî hayatını sürdürmeye başlar.

Türkiye'de başlayacak olan zor günler Topçu'nun düşüncesinde olumlu yankı bırakır. Bu arada henüz ilkokulda okuduğu yıllarda yabancı okullara tavır alan Nurettin Topçu, Vefa İdadîsi'ni (ortaokul) birincilikle bitirdikten sonra İstanbul Lisesi'ne kaydolur. Burada felsefeye merak saran Topçu, daha iyi bir eğitim için Avrupa'ya gitmek gerektiğine inanır; bunun için de burs için girişimde bulunur, kazanarak Fransa'ya gider. Burada Maurice Blondel, Remzi Oğuz Arık ve Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu ile tanışır. Bu üç fikir ve bilim adamının Topçu'nun fikriyatının şekillenmesinde önemli rolleri vardır. Ünlü Fransız filozofu Blonde'in hareket felsefesi Topçu'nun da Türkiye'de çıkardığı derginin adı olacak ve Topçu Anadolu'ya has milliyetçilik nazariyesini ve yerli hareket düşüncesini ona dayandıracaktır.

Bu arada Fransa'da çeşitli fikir kulüplerine devam eden Topçu, buradaki Türk ve Fransız düşünürlerle ilişkiler kurar. Üniversite tahsilini tamamlayan Topçu, Sorboune'da doktora yapmaya başlar. Bu üniversitedeki ilk doktora programını tamamlamış Türk öğrenci Topçu'dur. Bunun için yapılan törenlerde ne istediği sorulunca o, okulun gönderine Türk bayrağının çekilmesini istemiştir.

Öğretmenliği

Vatanına ve milletine ziyadesiyle bağlı olan Topçu, Fransa'dan Türkiye'ye gelince Galatasaray Lisesi'nde Felsefe öğretmeni olarak göreve başlar. Daha ilk öğretmenliğinde eğitim sistemimizdeki temel bozukluk hocayı harcayacaktır. Adam kayırmacılık, hatırı sayılan bir öğrenciye aşırı müsamaha, diğer öğretmenlerden beklendiği gibi Topçu'dan da beklenir. Bu duruma müsbet yaklaşmayan Topçu Hoca, İzmir'e sürülür. Sürgün haberi en mutlu anında kendine haber verilir.

Topçu, İzmir'de öğretmenliğinin dördüncü yılında dergi çıkarmaya başlar. Derginin adı Hareket'tir. 1939'da yayınlanan dergi ile Nurettin Topçu, artık resmî çevrelerin sürekli izlediği, sorguladığı mahfil ve kalem olacaktır.

Artık mimlenmiş bir öğretmen olan Topçu, ne yazık ki, Türkiye'ye verebileceği çok zengin fikirlerini dar bir çevrede tutmak zorunda kalmıştır. İzmir'den Denizli'ye sürgün edilen Hoca, orada Said Nursi ile tanışır.

Bir müddet sonra tekrar İstanbul'a dönen Topçu Hoca, sırasıyla Haydarpaşa Lisesi, Robert Koleji, Vefa Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi ve İmam Hatip Lisesi'nde öğretmenlik yapmıştır.

Sadece öğretmenlik yapmakla yetinmeyen Topçu, aynı zamanda kendisi "mektep insan" konumundadır. Çıkardığı dergi ve ortaya koyduğu fikirler bir çok kimse tarafından paylaşılmaya başlar. Aynı zamanda Bergson üzerine yazdığı tezle de üniversitede Hilmi Ziya Ülken'in doçenti olur.

Hareket dergisi ve Topçu

Nurettin Topçu, hareket felsefesini ve Anadolucu fikirlerini işlediği Hareket Dergisi'ni fasılalarla 1939 - 1947, 1947 - 1949, 1952-1953 yılları arasında; 1966 yılından itibaren de düzenli olarak vefatına kadar çıkarmıştır. Milliyetçiler Derneği'nde aktif cemiyetçilik yapan, 1961'de AP'nin kuruluşunda aktif rol alan ve Konya'dan milletvekili adayı olan Topçu, 1966'dan itibaren fazla geniş olmayan bir kadro ile Hareket Dergisi'ne ağırlık vermiş ve ömrünün sonuna kadar Anadolucu bu genç kadro ile mütevazı bir mahfil oluşturmuştur.

Topçu hakkında bilimsel bir araştırma yapan Prof. Süleyman Seyfi Öğün, Topçu'nun bu dergi ile entelektüel sağın öncüsü olduğunu belirtmektedir.

Buradan yetişen çok sayıda insanın yanı sıra başlıca şu isimleri zikredebiliriz: Cemil Meriç, Orhan Okay, Ahmet Debbağoğlu, Mustafa Kara, Mustafa Kutlu, Ezel Erverdi, D. Mehmet Doğan vs.

Sona doğru Topçu

Nurettin Topçu'nun son yılları dar bir kültürel çevrede, yalnızlık içinde geçmiştir. Hareket çevresi onu bir hoca, bilge ve pîr gibi görür. Ölümünden sonra yazılanlar bunu göstermektedir. Bunu, düşünceleri kadar, mütevazı ve ilkeli hayatına borçludur. Polemiklere girmeyen, etkili ve ateşli kalemi de bu saygıda rol oynamaktadır. Kişiliğine ilişkin, ağabeyi Hayrettin Topçu şunları söylemekte: "Verdiği karardan kolay kolay dönmezdi. İradesi sağlamdı. İbadetini gizli yapmaya gayret ederdi. Eşyaya kıymet vermezdi. Zoraki elbise alır, zoraki yeni ayakkabı giyerdi."

Ayrıca yakın dostlarından İsmail Dayı da son yıllarıyla ilgili şu husustan bahseder: "Emekli olduktan sonra, acaba Bursa'daki küçük camilerden birinde bir vazife istesem, ömrümün sonuna kadar orada kalsam kabul ederler mi? diye sormuştu."

Aday olduğu Konya'dan seçilemeyen Topçu, yapılan kongrede Milliyetçiler Derneği'nden de ayrılır.

1974'te yaş haddinden emekliye ayrıldı. Emekliliğinden bir müddet sonra rahatsızlandı. Geçici sanılan bu hâl, yaşlılığın ve tıbbın ileri sürdüğü bahanelerle birlikte, emekli olduktan sekiz ay sonra bu büyük idealist muallim Nurettin Topçu vefat etti.

Her türlü gösterişten ve alayişten uzak, nümayişi sevmeyen, hem Batı'yı, hem de milletini, Anadolu'yu tanıyan Nurettin Topçu, bu vesile ile de Türk gençliğine sağlıklı bir Türk düşüncesi bırakmıştır.

Eserleri

1- İsyan Ahlakı, 2- Yarınki Türkiye, 3- Ahlak Nizamı, 4- Türkiye'nin Maarif Davası, 5- Var Olmak, 6- İslam ve İnsan / Mevlana ve Tasavvuf, 7- İradenin Davası / Devlet ve Demokrasi, 8- Bergson, 9- Kültür ve Medeniyet, 10- Mehmet Akif, 11- Büyük Fetih, 12- Taşralı.

Çelik "sahteciliği" kabul etti

ERZURUM LİSESİ 116 YAŞINDA

Ali KURT

Ali Kurt

01 temmuz 2005 günü Erzurum Lisesinin 116. kuruluş yıldönümü münasebetiyle lisemiz bahçesindeydik. Tarihî Erzurum Lisesi'nin mezunları bir kere daha Geleneksel Ayran şöleni'nde buluşmuştuk. ESKİ Genel Müdürü
Vahit Kılınboz, Kâzım Karabekir Belediye Başkanı Dursun şahin, Belediye Meclis Üyesi Hamit Yavuzer, Erzurum Liseliler Vakıf Başkanı Prof. Dr. Adnan Okur, Dr. Muzaffer Arslan, Diş hekimi Raci Kasil, Öğretmen yazar Halit Balkaya, Prof. Dr. Ahmet Kırkkılıç, Kadınlar Birliği Onursal Başkanı Saffet
Zengin, Sevim Çebi, Erol Kürkçüoğlu, Prof. Dr. Vahap Yağanoğlu, Emekli Öğretmen Ziya Yavuz, edebiyat uzmanı Turan Bey, Sadrettin Haşıloğlu, Eczacı Fehmi Bey, DDY Gar Müdürü demiryolu tarihi (Ne zaman yayınlanacak? Bari gazetede tefrika olsa da kaybolma ihtimali engellense) yazarı Ahmet Başar, Lise müdürü Osman Aktoprak göze çarpanlar arasındaydı. Türk Sanat Musikisi öğretmen Güven Saf, Türk Halk Müziği ise Ümit Turan tarafından icra edildi.
Sunuculuk görevini Öğretmen şair Zinnur Tiryaki yaptı. Lisemiz Atatürk tarafından 1924 yılında ziyaret edilmiş olmanın haklı
gururunu taşımakta ve bu hal, arkalarda tanınmış edebiyatçı Ahmet Hamdi Tanpınar'ın da yer aldığı fotoğrafla belgelenmiş durumda.
Her yıl hazırlık komitesinde yapılan toplantılarda en fazla eleştirilen konu protokol meselesidir. Bütün katılımcılar protokol masası düzenlemesine karşı çıkarlar ve oybirliğiyle karar alınır. Ancak akşam bahçeye vardığımızda protokol masasının lise mezunları ile sahne arasında bir karaçalı gibi çekildiğini görürüz. Bu yıl da öyle oldu. Birçoğunun neden orada olduğunu anlayamadığımız bazı kişiler yanyana dizilmişti. Sırf bu yüzden hazırlık toplantılarına katılmamıştık.
Toplantılarda eskiden olduğu gibi Fizo Baba hikayeleri anlatılmıyor. Neden? Bu kıssaların herbirinde bir fizik prensibinin kolayca anlaşılması yatardı. Mesela Fizo Baba soruyor "suya atılan 25 kuruşu nasıl
görürsün" "cevap, suyun kırılma indisinden dolayı büyük görürüm" şeklinde olacak, ancak öğrenci dersini çalışmamış ve arkadaşından kopya alıyor: "iki misli görürüm". Cevap veriyor: "50 kuruş olur". Fizo Baba
kızıyor "Oğlum, sen okulu bırak, at parayı suya, iki mislini al". Biz başka hikayede İngilizceci içinde "Mısır"ın geçtiği soruyu sorar. Önden kopya alarak verilen cevap "corn" ihtiva etmektedir. Oysa soruda yenilen mısır değil, bir ülke olarak Mısır, yani Agypt geçmelidir. Almanca'da içinde boğaz geçen kelimede cevabın Bosphor şeklinde olunca öğretmen gülümser. Oysa söz konusu olan İstanbul Boğazı değil, insanda bir topoğrafik alan olarak boğazdır. Eski güzel günler... Toplantıların yemek ve eğlence bölümünün Boğaz mevkiinde yapıldığı yıllar...
Dr.Mete Özdikici ile beraber okulumuzun yemekhane ve pansiyon bölümlerini, bodrumundan tepesine kadar gezdik. Buradaki revir, etüd salonları, yatakhaneler, özellikle artık satışta bulunmayan eski tip çevirmeli elektrik düğmeleri nostalji yaşamamıza yetti.
Nihayet, tam istediğimiz gibi olmasa da lisemiz sınavla öğrenci alacak. Böylece eleştirilerimizin gelecekte azalacağını söyleyebiliriz. Son yıllarda öğrenci kalitesi ve üniversite sınavlarında olsun, toplumsal alanda olsun lise öğrencilerinin bir varlık gösteremediklerini görüyor, konuşuyor,
yazıyorduk. Milli Eğitim Müdürü şiir dostu Fevzi Budak Reydani'den şiir okumakla kalmadı, lisemizin Anadolu lisesi statüsüne alındığını da müjdeledi, hayırlı uğurlu olsun.
Hava geçmiş yıllara göre çok iyiydi. Bu kadar güzellikten sonra nazar değdi galiba ve türküler söylenirken ses tesisatının yanmasıyla eğlence sona erdi.
Halis Özsoy, Erzurum Lisesi Eski Müdürü Uzundere Belediye Başkanı. Kendisini gazetemizde yayınlanan "Erzurum şehir Kapıları" yazısıyla tanımıştık. "Erzurum Lisesi Tarihi" ve "Erzurum'da Türk Eğitim Tarihi" kitapları yayınlandı. Türkiye'de birkaç lisede bulunan müzelerden birini
burada kurmuştu. Nedense bu akşam müze ziyaretçilere kapalı idi. Toplantıdan sonra kendisiyle sohbet ettik. Konumuz Erzurum Lisesi ve kısa süre doktorluk yaptığımız Uzundere idi. 1940'da hizmete açılan binadaki "deprem taşı"nın, 66 yıl önce yerleştirilmesi ve yer hareketlerinin izlenmesinin dikkat çekici olduğunu söyledi. Spor salonu bodrumuna inerek söz konusu taşı gördük.
Okulun yapımında depreme karşı çeşitli önlemler alındığını anlatan Özsoy, "Bölgenin deprem kuşağında olduğunun bilincinde olan yetkililer, çeşitli bölümlere esneme payları bırakılmasını sağlamışlar" diye konuşarak günlük hayatımızda bilim ve tekniğin yerini belirlemiş oluyordu. Deprem taşı, iki silindir taşın birbiri üstüne oturtulmasıyla oluşturulmuş. Depremlerdeki hareketliliği öğrenmek ve önlem almak için oluşturulan deprem taşının, alt bölümünde yer alan taş zeminin 20 santimetre kadar altına inerek, temelde oluşturulan düz alan üstüne
oturtulmuş. Aynı büyüklükte bir başka taş ise temelle bağlantılı taşın üstüne konularak, yer hareketliliği ölçülmesi hedeflenmiş. İki ayrı parçası bugün çimentolanan bu düzeneğin eskiden teknik elamanlar tarafından izlenerek yer hareketlerinin saptandığı biliniyor."
açıklamalarını yaptı, sağ olsun.
Ek 1: Eski dost Selami Türkmen ile aynı gazetede yazıyor olmak, güzel bir duygu. Kendisi 1972 yılında Erzurum'da yayınlanan ve o zaman çok satıp gündem belirleyen günlük Aziziye Postası Gazetesinde Genel Yayın Müdürlüğü yaparken adeta zorla yazı yazdırmıştı bize. Böylece Ali Kurt, ilk zamanlar aralıklarla da olsa bir köşe yazarı olarak ortaya çıkmaktaydı. Aradan 32 yıl geçtikten sonra eski genel yayın
müdürümüze "yanımıza hoş geldin" demek bizim için zevkli bir görev oluyor.
Ek 2 : 23 temmuz Erzurum Kongresi yıldönümü nedeniyle TBMM başkanlığınca şehrimizde düzenlenen "Halk Kültüründe Milli Mücadele" adlı sempozyumda "Türkiye Sıhhi ve İçtimai Coğrafyası Kitapları üzerine" tebliğ
sunacağız.

NENE HATUN