cengiz.aktas73.sitemynet.com
Erzurum

İlimiz Erzurum
Çetin Baydar
Tarih
İz Bırakanlar
Pencere
İş ve Ticaret
Turizm
Önemli Günler
İslâm
Sanat
Meydan
Kültür
Görüşler
Yayınlar
Medya
Duyuru Hattı
E-vatandaş
Haberler
Adresler
Sunum

İlimiz Erzurum


Bakan Akdağ'ın şaşırtan sözleri : Olur böyle yanlışlar

Bakan Akdağ'ın şaşırtan sözleri

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, son günlerde Konya ve Zonguldak'da iki çocuğun ölümü ile ilgili olarak, çok büyük bir kesime hizmet verdiklerini, böyle bir hizmet alanı içinde zaman zaman yanlış uygulamalar olabileceğini söyledi.
.....
Kerem PULGAT - İsmail AKKAYA
KONYA (DHA)
Hürriyet Gazetesi - 29 Eylül 2006

Ameliyatta yanlış anestezi öldürdü

Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi'nde gözünden ameliyata alınan 3.5 yaşındaki Alperen'in anestezi sırasında oksijen katılmadan sadece azot verildiği için öldüğü iddia edildi. Hastanenin tek anestezisti Başhekim yerine, işlemi temizlik işçilerinin yaptığı öne sürüldü. Bakanlık soruşturma açtı.
......
Mustafa ÖZDEMİR - Aydın ARSLANYILMAZ (DHA)
Hürriyet Gazetesi - 29 Eylül 2006

° Unakıtan'ın tavukçu oğluna elektrik torpili

° ABD, PKK terörünü çözmek bahanesiyle büyük tuzaklar kuruyor

Suç Kimde?

Eşim 22 Ağustos 2006'da İsparta Devlet hastanesinde yapılacak acil bir ameliyatta narkozcu ve doktor hatası sebebiyle 29 Ağustos 2006 da Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yoğun bakım ünitesinde vefat etmişti.
TSE - ISO - 9000 Kalite Belgeli ve K-Q TSE - ISO - EN - 9000 Belge sahibi Isparta Devlet Hastanesini tercih ettiğimiz için ben ve merhum eşim suçlu muyuz?
İsparta Devlet Hastanesinde müdahale yeterli olmayınca bizi sevk ettikleri SDU tip fakültesi hastanesinde esimin Bağkurlu olması sebebiyle Bağkur'la SDU'nun anlaşması olmadığı için merhum eşimin hastane masraflarını ödeme teminatı veren yine biz mi suçluyuz?
Bağkur'lu esnaf ve emeklilerinin derdine çare olamayan Esnaf odalarına mecburi üye olduğumuz için yine biz mi suçluyuz?
SDU ile Bağkur arasındaki anlaşmayı sağlayamayan iktidardaki AKP'li vekilleri seçen Bağkur'lu seçmenler mi suçlu?
Zorunlu olarak eşimin işyerini devir alarak yapacağım faaliyette emekli sandığı emeklisi olarak Bağkur'a sosyal dayanışma aidatı ödediğim için ben mi suçluyum?
Avrupa Birliği hülyası ile benliğimizi kaybettiğimiz ama Avrupalaşamadığımız bir yerde halen bir suçlu aranıyorsa Bağkur'lu olmak suçsa rahmetli eşim bu suçu işlemiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı idi.

M. Koray Başyiğit
Emekli Öğretmen - Sendikacı
Esnaf
30.09.2006 11:09
khoca32@gmail.com

Veli Kalli'den : AKP DOSYASI


Erzurum

Türk Bayrağı

GENÇLİĞE HİTABE

Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
20 Ekim 1927

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer : "Lübnan'a asker yollanmasına karşıyım"

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Kara Kuvvetleri Komutanlığı devir teslim töreninde, Türkiye'nin Lübnan'a asker göndermesine net bir dil kullanarak "karşı" olduğunu açıkladı. Sezer, askeri insani yardımın "asker eliyle" yapılmak zorunda olmadığını vurguladı.
....
Enis BERBEROĞLU, Ankara
Hürriyet Gazetesi - 26 Ağustos 2006

GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERALYAŞAR BÜYÜKANIT'IN HARP AKADEMİLERİ 2006-2007 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI AÇILIŞ KONUŞMASI

GENELKURMAY BAŞKANI
ORGENERAL YAŞAR BÜYÜKANIT'IN
HARP AKADEMİLERİ 2006-2007 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI AÇILIŞ KONUŞMASI

(2 Ekim 2006)

Sayın Komutanlarım,

Değerli Silah Arkadaşlarım,

Değerli Konuklar,

Basınımızın Değerli Mensupları,

Harp Akademilerinin Değerli Mensupları,

Bugün, burada Harp Akademilerinin 2006-2007 Eğitim ve Öğretim Yılının Açılışı nedeniyle aranızda bulunmaktan büyük bir mutluluk ve gurur duymaktayım.

İki yıl öğrenci subay, beş yıl öğretim üyesi olarak hizmet ettiğim Türk Silahlı Kuvvetlerinin en yüksek eğitim ve öğretim kurumunda, yeni bir öğretim yılının açılış töreninde bulunmak, bana yalnız onur vermiyor, aynı zamanda büyük bir heyecanı da beraberinde getiriyor.

Değerli Konuklar,

Harp Akademilerinin Değerli Mensupları,

Bugün yapacağım konuşmayı son yıllarda sıkça gündeme getirilen sivil-asker ilişkileri başta olmak üzere, güncel bazı konulardaki düşüncelerimi de sizlerle paylaşmak için bir fırsat olarak kullanmak istiyorum.

Bir açılış töreninde daha çok akademik konulara değinmek isterdim. Ancak son yıllarda özellikle son günlerde gündeme getirilen bu konu; Silahlı Kuvvetlerin bu konudaki görüşlerinin açıklanmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu nedenle bugün, huzurlarınızdaki konuşmamı, üç bölüm halinde yapacağım. birinci bölümde, Harp Akademilerinin yeni eğitim ve öğretim dönemine başlaması nedeniyle, genel bir değerlendirme ve genel güvenlik sorunları üzerinde Silahlı Kuvvetlerin görüşlerini açıklamaya çalışacağım.

Konuşmamın ikinci bölümünde Ülkemizin geleceğini ilgilendiren irtica ve bölücü terör konusuna değineceğim.

Üçüncü bölümde ise, biraz önce ifade etmeye çalıştığım konularda, son zamanlarda, bazı kesimlerce Silahlı Kuvvetlere yöneltilen ve hiçbir objektif dayanağı olmayan, bilimsel araştırmalardan yoksun saldırılar ve suçlamalar konusunda görüşlerimi ifade etmeye çalışacağım.

Değerli Arkadaşlarım,

Ülkemizin dünyanın en hassas bölgelerinden birinde bulunduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bu nedenle, içinde yaşamakta olduğumuz coğrafyada gelecekte neler olabileceğini sürekli değerlendirmemizin önemini vurgulamak istiyorum. Çünkü bu coğrafyada tarih; öngörülemeyen ancak barındırdığı uluslara acı yaşatan ve ibret alınması gereken olaylarla doludur. Bu sebeple, Türkiye gibi etrafı çok sayıda istikrarsızlıkla dolu bir coğrafyada yaşayan bir ülkenin güvenliğini sağlamak ve ulusal menfaatlerine yönelik tehditleri caydırmak için her bakımdan güçlü olması gereken Silahlı Kuvvetlerin gelecekteki komutanlarının yetiştirildiği Harp Akademilerimizde icra edilen eğitim ve öğretim büyük önem taşımaktadır. Yaşadığımız coğrafya, Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası için güçlü muhafızların varlığını gerekli kılmaktadır. Bu güçlü muhafızlar, ulus ve devletin yalnız askeri, polisi değil; tüm kurumlarıdır. Harp Akademilerimiz, verdiği eğitim ve öğretimle yalnız Silahlı Kuvvetlerin değil, aynı zamanda Cumhuriyetin güçlü muhafızlarını da yetiştirmektedir.

Değerli Arkadaşlarım,

İçinde yaşadığımız bilgi çağı ile birlikte düşünce ve bilgi öne çıktıkça insan unsuru kurumların en önemli sermayesi haline gelmiştir. Başarılı olmak için de öncelikle çağın gerektirdiği insan kaynaklarına sahip olmak lazımdır.

Bilgi, beceri, entelektüel düşünce gücü bakımından gelişmiş ve teknik anlamda yeterli personelin Türk Silahlı Kuvvetlerinin daha ileri seviyelere yönlendirilmesi için bir araya gelmesi şarttır. Harp Akademilerimiz bir bilgi ve bir strateji üretim merkezi olarak bu yönlendirmeyi sağlayacak liderleri yetiştirmektedir ve bundan sonra da yetiştirmeye devam edecektir.

Bilgi çağının insanı kendini tanımaktan, ifade etmekten ve düşündüklerini açıklamaktan korkmayan; edindiği bilgiler aracılığı ile görevleri ve geleceği arasında ilişkiler kurarak, yeni bilgiler üretebilen insandır. Peter DRUCKER'A göre: "bilgi, mutlaka üretime dönük olmalı ve sonuçlara odaklanmalıdır." Bu anlamda bilgi çağının gereklerine göre yetişmemiş olanlar, zaman içinde küçülerek etkisizleşecek ve kaybolacaklardır.

Bu bağlamda, Harp Akademilerimiz bilgi çağının ihtiyacı olan yalnız askerî konuları değil, uluslararası güvenlik konularını da bilen subayları yetiştirmek zorundadır.

Bugün barışı destekleme harekâtı ve insanî yardım harekâtı nedeniyle dünyada hiçbir problem sahası sadece sorunlu iki ülke ile sınırlı kalmamıştır. Diğer ülkeler de doğrudan ya da dolaylı olarak problemin sonuçları itibariyle, söz konusu probleme bir şekilde taraf olmaktadır. Günümüzde sıkça karşı karşıya kalınan bu görevler için komutanlar; geleneksel askerî harekât görevlerine ilave olarak, müşterek icra edilen bu tip görevlerin gereklerini de önceden dikkate almak zorundadır. Mevcut eğitim ve öğretim sistemimiz değerlendirildiğinde müşterek/birleşik eğitim, Harp Akademilerimizin dışında arzu edilen şekilde verilmemektedir. Bu nedenle Harp Akademilerimizdeki öğretimin kuvvet temel yeteneklerinden fedakârlık yapmaksızın, geleceğin liderlerini, mesleklerinin başından itibaren müşterek harekât içinde yetiştirecek şekilde olması önemlidir. Kısacası geleceğin liderleri, çok uluslu operasyonlar ve daha karmaşık müşterek harekâtta becerilerini ve hünerlerini en yüksek düzeyde gösterecek eğitimi Harp Akademilerinde almak durumundadırlar. Ayrıca, Silahlı Kuvvetlerimizin yönetici kademelerine gelecek bu liderlerimize Harp Akademilerimizde, kalıcı barışı elde edebilmek için yumuşak güç olarak cazibe/ikna yeteneğinin gerekli olduğu öğretilmeli ve yumuşak gücü geliştirebilecek bilgi birikimine de sahip olmaları sağlanmalıdır.

Değerli Arkadaşlarım,

Bilgi çağındaki eğitim ortamları; sorgulamaya dayanan, eğitici ve eğitilenin tartışma ortamı içerisinde bulunduğu bir yapıda olacaktır. Bu yapıda "öğrencileşen öğretmen" ve "öğretmenleşen öğrenci" kavramları ön plana çıkacak ve "öğrenmeyi öğrenme" eğitim sisteminde önemli bir yer alacaktır.

İnsanların gençliklerinde öğrendikleri bilgileri yaşamları boyunca kullanmaları savı artık geçersiz hale gelerek yerini "yaşam boyu öğrenme" anlayışına bırakmıştır. Çünkü, yaşadığımız çağda bilgi çok çabuk bayatlayan bir tüketim malzemesi haline gelmiştir. Sizler, Harp Akademilerinde aldığınız eğitimle sınırlı kalmayarak, eğitiminizi sürekli faaliyetleriniz içinde düşünmeli ve bu konuda uzmanlaşmalısınız. Uzmanlık bilimsel bir kariyerdir. Bu eğitim-öğretim yılından itibaren akademilerden yalnız kurmay diplomanızla değil aynı zamanda ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri yönetimi ve liderlik dalında yüksek lisans diplomanızla mezun olacaksınız. Bu diplomanızı daha yüksek seviyedeki eğitimlerin alt yapısında kullanmak sizin iradenizdedir.

Diğer taraftan bilginin çığ gibi aktığı ve devamlı yenilendiği süreçte öğretilmesi gereken bilginin miktarının artması, öğrenim görecek personel miktarının artmasına neden olmaktadır. Artan eğitim ihtiyacı eğitime ayrılması gereken kaynağı da artırmaktadır. Kısıtlı bütçe ile örgün eğitim sistemimizi destekleyecek ilave yöntemler de kullanmalıyız. Bu konuda Türk Silahlı Kuvvetleri olarak başladığımız uzaktan eğitim çalışmaları, eğitimin kalitesini artırmak, faaliyetlerin yürütülmesinde sürat ve ekonomiklik sağlamak ve teknolojiden daha fazla yararlanmak maksatlıdır. Uzaktan eğitim bazı üniversitelerimizin de başlattığı gibi lisansüstü eğitim boyutunu da kapsayacak şekilde düşünülmelidir.

Değerli arkadaşlarım,

Harp Akademilerinin en önemli işlevlerinden biri de değişime ayak uydurabilen liderleri yetiştirmektir. Lider: olayların akışını tahmin edebilen, vizyon sahibi kişidir. Bilgi toplumu çağında temel özellik, sürekli değişimdir. Bunun için sadece bugünün koşullarına uymak yetmemekte, kurumları ve toplumu geleceğin özelliklerine göre değişime yönlendirmek, daha doğrusu, değişimin yönünü "okuyup", yönettiğiniz toplumu o yönde değişime sevk etmek önem kazanmaktadır. Değişimi yönetmenin en iyi yolu değişimi yaratmayı bilen liderlere sahip olmaktan geçmektedir. Hedefimiz, ulu önder Atatürk'ün: "Ufuklara kadar görüyoruz, onun ötesini görmeye çalışacağız." sözünü rehber edinen liderler yetiştirmektir.

Başarı, zorlu bir çalışmanın sonucunda oluşur. Yalnız karmaşık strateji, taktikler ve modern harp silah ve araçlarına sahip olmakla da başarıya ulaşılamaz. Tarih, bu konuyla ilgili örneklerle doludur. Modern ve tam donanımlı orduların, lider eksikliğinden dolayı başarıya ulaşamadığını veya tam aksine küçük, yeterli silah ve teçhizata sahip olmayan orduların, kendisinden güçlü ve modern orduları, liderlerinin yetenekleri ve kabiliyeti ile perişan ettiklerini bilmekteyiz. Bu nedenle başarı için, modern harp silah ve araçlarına sahip olmanın yanı sıra görevini tam anlamıyla yerine getirme istek ve azminde olan, liderlik sorumluluklarını benimseyen yönetici kademesinin bulunması şarttır.

Günümüzde başarı tüm personelin performansına, göreve gönülden bağlılıklarına ve liderin bunu sağlamada göstereceği etkinliğe bağlıdır. Astlarını teşvik edebilen, destek olabilen, onlara önemsendiklerini hissettiren ve gelişmeleri yönünde onlara yeni ufuklar açabilen liderler başarılı olacaklardır. Bunun için liderlik anlayışı; ödül, ceza gibi alışveriş içeren kavramlar yerine liderin sahip olduğu inanç ve değerlerin, astlarını harekete geçirme gücü üzerine kurulmalıdır. Bu güç, lider ve astların ulaşmayı arzuladıkları yüksek hedeflerin tek bir potada eritilmesini sağlayacaktır.

Ancak, tüm bu lider-ast dokusunun temelinde iletişimin etkin bir şekilde kurulması ve kullanılması vardır. Liderlerin sorumluluğu; iletişimi sağlıklı ve sürekli kılmaktır.

Değerli Arkadaşlarım,

Günümüzde, kurumlar ve uluslar arasındaki ilişkiler sürekli bir değişim ve belirsizlik süreci içinde son derece karmaşık hale gelmiştir. Bu bağlamda, yöneticilerin daha titiz ve dikkatli bir yönetim tarzı uygulaması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Toplumsal hayattaki değişmelere ilave olarak iletişim vasıtalarındaki baş döndürücü gelişmeler, yaşanan bu değişim sürecini ve belirsizlik ortamını kurumsal etkinliğin sağlanmasındaki temel değişkenler olarak ortaya çıkarmıştır. Böyle bir ortam, belirlenen kurumsal hedeflerin elde edilebilmesi için karşılaşılabilecek risklerin geleceğe ait hazırlanan senaryolar çerçevesinde önceden tahmin edilmesini, değerlendirilmesini ve olumsuz etkilerinin azaltılmasını veya yok edilmesini içeren kurumsal bir "risk yönetimi" mekanizmasının tesis edilmesini ve uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Unutmayınız ki, geleceği tahmin etmenin en sağlıklı yolu; onu yaratmaktır.

Risk ve risk yönetimi, Türk Silahlı Kuvvetleri için yeni bir kavram değildir. Risk alma, askerlik mesleğinin doğasında vardır. Ülke savunması gibi oldukça ağır, ancak çok önemli ve kutsal bir görevin sorumluluğunu üstlenen; üstün disiplin anlayışı, fedakârlık ve feragat gerektiren askerlik mesleğini bir yaşam biçimi olarak seçen ve özümseyen asker kişiler her zaman ve her koşulda risk altındadır. Hem muharebe sahasında hem de barış döneminde günlük faaliyetlerin icrası esnasında alınan kararlar genellikle çeşitli riskleri ihtiva eden belirsizlik ortamında verilmektedir.

Bu noktada, konunun önemini vurgulamak açısından Falih Rıfkı ATAY'dan bir anekdotu aktarmak istiyorum. Amerikalı bir gazeteci Atatürk'e: "İşlerinizde nasıl muvaffak oluyorsunuz?" diye sorar. Atatürk de: "Ben, bir işte nasıl muvaffak olacağımı düşünmem. O işi başarmama neler engel olabilir diye düşünürüm. Engeller ortadan kalktıktan sonra iş kendiliğinden olur." şeklinde karşılık verir. Karar verici için önemli olan, hangi riskleri kabul edip veya etmeyip bir faaliyetin başlatılmasını veya başlatılmamasını onaylamadır. Hangi risklerin kabul edilebileceği ve hangilerinin göze alınamayacağı konularında doğru karar verilmesi, ancak yeterli bir risk yönetimi eğitimi ve uygulaması ile mümkündür.

Değerli Arkadaşlarım,

Yaşadığımız yüzyılda, birey ve ülke olarak içinde olduğumuz yarışta başarılı olabilmek için, vizyonumuzu sürekli geliştirmek, güncelleştirmek ve derinliğini artırmak zorundayız. Dar kalıplara sıkışıp kalmış bir vizyonla Silahlı Kuvvetlerimizi geleceğe hazırlayamayız. Bunu sağlamak için de yaratıcı bir düşünme ortamının tesisine ihtiyaç vardır. Çünkü vizyon, yaratıcılığı gerekli kılar. Askerî sistemlerde yaratıcılık çok önemlidir. Kuralların önceden belirlenmiş olmasının yaratıcılığı zorlaştırdığı söylenmektedir. Ben bu düşünceye katılmıyorum. Kurallar yol göstericidir, geleceğin engelleyicileri değildir. Şu gerçeği hiç unutmayın: esasen yaratıcılık tüm canlılarda vardır. Yeter ki biz yönetsel engellerle yöneteceğimiz insanlarda yaratıcılığı kısıtlamayalım.

Değerli Arkadaşlarım,

Subayın düzenli ve mütevazı bir yaşamı; milletine karşı örnek olma sorumluluğu vardır. Bu kutsal görevi yerine getirebilmek üzere her subay; kişisel ve toplumsal psikoloji, eğitim, davranış bilimleri ve sosyoloji konusunda bilgi sahibi olmalıdır. Bu birikim ve niteliklerini yüksek bir iletişim becerisi ile yazılı ve sözlü olarak aktarırken de Türkçe'yi doğru ve etkin bir şekilde, ifade zenginliklerinden yararlanmanın inceliklerini de bilerek kullanabilmelidir.

Bir ulusu ulus yapan değerlerin başında gelen dil bozulduğunda ulusun yapısı da bozulacak ve ülkede bir kimliksizleşme baş gösterecektir. Dil bayrağımız olan Türkçemizin kirlenmemesi adına gerek yazılı, gerek sözlü ifadelerinizde özel bir çaba sarf etmelisiniz. Bu da ulusal bir görevinizdir. Bunu asla unutmayınız. Tekrar etme gereği duyuyorum. Bir halk kitlesini ulus haline getirmenin üç temel öğesi vardır:

- Ortak bir tarih şuuru,

- Ortak kültürü

- ve dil birliğidir.

Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ümmetten millete geçiş süreci içinde bu üç unsuru güçlendirmeye çalışmıştır. Dil ve Tarih Kurumu ve "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür." sözleri hep bu düşüncenin yansımasıdır. Bu vatan topraklarında hür ve bağımsız olarak yaşayacaksak, bu üç temel değere sımsıkı sarılmalıyız. Kültürümüze, tarihimize ve dilimize sahip çıkmalıyız. Çünkü, yaşadığımız günlerde her üç değerimize saldırılar ve aşındırmalar vardır.

Değerli Arkadaşlarım,

Konuşmamın ikinci bölümünde irtica ve bölücü terör konusuna değinmek istiyorum. İrtica konusunda Kuvvet Komutanlarımız Harp Okullarının öğretim yılı açılış törenlerinde yapmış oldukları konuşmalarda Türk Silahlı Kuvvetlerinin görüşlerini net olarak dile getirmişlerdir.

Ancak, ben de, bu konuda bir kaç hususa değinmek isterim. Türkiye'de;

- Her fırsatta: "lâikliği yeniden tanımlayalım" diyenler yok mudur? Bu kişiler devletin en üst düzeylerinde yer almıyorlar mıdır?

- Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün yalnız şahsı değil, düşünce sistemi, Cumhuriyet rejimimizin temel nitelikleri ağır bir saldırı altında değil midir?

- Her fırsatı Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak için kullananlar kimlerdir?Her fırsatı Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak için kullananlar kimlerdir?

- Toplumsal yapımızı bozarak, insanımızı çağ dışı bir görünüme sokmak isteyenler yok mudur?

Değerli Konuklar,

Bu listeyi uzatmak mümkün. Ben şunu ifade ediyorum: bu sorulara, "Hayır, Türkiye'de bunlar yoktur" diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsanız, Türkiye'de irtica tehdidi vardır ve bu tehdide karşı her türlü önlem alınmalıdır.

Terörle mücadele konusunda da bazı hususları ifade etmek istiyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadeledeki kararlılığı ve terörle mücadelede taraf olduğu defaatle açıklanmıştır. Bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir.

Benim dikkatlerinize sunmak istediğim konu, bir süreden beri devam eden ve adına da, sanki çatışan iki ülke varmış gibi, ateşkes denen bir sürecin başlatılmış olmasıdır. Bu evvela yurt içinde çeşitli şahıs, kuruluş ve gruplarca gündeme taşındı, bilahare Avrupa Parlamentosunun bazı üyelerinden ve bazı devletlerden benzer çağrılar yapıldı. Geçtiğimiz hafta da Irak Devleti, terör örgütünü ateşkes yapmaya ikna ettiklerini açıkladı. Dün de terör örgütü, sözde, ateşkes ilan etmiştir. Buraya kadar arz ettiklerim bu konunun ne kadar geniş çaplı bir kurgu içinde ele alındığını göstermektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri silahlı tek terörist kalmayıncaya kadar terörle mücadelesini sürdüreceğini ilan etmiştir. Bu tutumumuzda değişiklik yoktur. Terör örgütü için tek çare silahını kayıtsız şartsız bırakıp Türk adaletine sığınmaktır.

Geçmişte yaşananlar, bunun dışında bir çözümün mümkün olmadığını göstermiş, terör örgütünün dilediği anda tekrar silaha sarıldığı hatta birtakım isteklerinin karşılanması için devletle pazarlık yapmaya, muhafaza ettiği silahlarla devlete baskıya tevessül ettiği görülmüştür.

Terörle mücadelenin bir başka boyutuna da dikkat çekmek istiyorum. Bu da terör örgütüne sağlanan dış destektir. Bildiğiniz gibi, NATO tarihinde ilk defa terörle dünya çapında mücadele için Vaşington Antlaşması'nın kolektif savunmayı öngören 5'inci maddesini yürürlüğe sokmuş, bu amaçla Akdeniz'de bir harekât başlatmış, hem Avrupa Birliği hem de NATO PKK'yı terörist örgüt ilan etmiştir. Yine her iki kuruluş terörle mücadele konusunda, Birleşmiş Milletler tarafından alınmış kararlara ilave olarak kendileri de çeşitli kararlar almışlar, dokümanlar yayımlamışlar, özel personel görevlendirmişler ve yeni teşkilatlanmalara gitmişlerdir.

Hal böyle iken, bu kuruluşlara üye bazı ülkeler, kendi topraklarında terör örgütünün serbestçe faaliyet göstermesine, para toplamasına ve ülkemiz aleyhine çeşitli çalışmalar yapmalarına seyirci kalmaktadır. Bunun da ötesinde ülkelerinde yakaladıkları teröristleri ya yargılamamakta, yargılasa da 30 küsur güvenlik görevlisinin kontrolünde iken kaçmalarına müsaade etmekte ya da onu Türkiye'ye iade etmeden Silahlı Kuvvetlerimize karşı kullanılmak üzere terör örgütüne geri göndermektedir. Bir televizyon istasyonunun yayınlarının önlenmesinde ilgili ülke maalesef tamamen şiddete yönelik ve terör örgütünün propagandası mahiyetindeki yayınları ifade özgürlüğü kapsamına sokarak müttefikinin değil teröristlerin yanında yer almaktadır.

Örneğin, Avrupa Birliği adalet divanı dahi PKK'nın terör örgütleri listesinden çıkarılıp çıkarılmamasına ilişkin olarak açılan bir davayı gündemine almıştır.

Peki nerede sizin terörle mücadele için aldığınız kararlar? Nerede alınan bu kararlar gereği terörle mücadele için iş birliği?

Değerli Konuklar,

Demokratik değerlere ve demokratik hakların kullanılmasına hiç kimse karşı değildir ve olamaz da. Bu konu yakın geçmişte ülkemizde de gündeme gelmiş ve hâlen terör örgütünün aktif üyesi olan bazı eski milletvekillerinin de aralarında bulunduğu bir takım kişilerin seçimlere katılmasının anayasal ve demokratik bir hak olduğu ve bunun önlenemeyeceği yolunda görüşler belirtilmiştir.

Şurası açıktır ki, anayasal hak talep etmek için evvela o anayasayı tanımak ve kabul etmek gerekmektedir. Anayasayı değiştirmek için eline silah almış veya silah alanları desteklemiş olanlar, değiştirmeye çalıştıkları anayasadaki hakları talep edemezler. Aynı şekilde yıkmaya çalıştıkları demokratik düzenin sağlayacağı imkânlardan istifade etme hakları da yoktur.

Değerli Arkadaşlarım,

Konuşmamın üçüncü bölümünde de bazı kesimlerce Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratma yönünde sürdürülen kampanyaya değinmek istiyorum.

Daha önceki konuşmalarımda da belirttiğim gibi Türk Silahlı Kuvvetleri tenkitlere her zaman açıktır. Hatta bu tenkitlerden, bilime, mantığa ve gerçeklere dayandığı takdirde, istifade edebileceği de şüphesizdir ve kaçınılmazdır.

Ancak ne yazık ki, bir süredir Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temel niteliklerini ve değerlerini sorgulama ve aşındırma çabaları artarak devam etmektedir. Bu saldırılar maalesef bazı kişi ve çevreler tarafından muteber olmanın bir ön şartı olarak görülmekte, saldırının dozu ne kadar artarsa bu, demokratikleşme yolunda atılmış o kadar büyük bir adım olarak kabul edilmektedir. Yüce Türk Ulusunun sevgi ve güvenine en güvenilir kurum olarak mazhar olmuş Türk Silahlı Kuvvetleri de bu kampanyanın en önemli hedeflerinden biri haline getirilmiş, kampanya yeni şekil ve boyutlar alarak ordumuzun toplum içindeki yerini sorgulamaya ve Türk Silahlı Kuvvetlerini demokratikleşme önünde bir engel olarak göstermeye kadar ulaşmıştır. Bu noktaya gelinceye kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yaşam biçimi olan Atatürkçülük sorgulanmış ve bunun Türkiye'nin önünü kapayan, gelişmesini engelleyen bir husus olduğu resmî raporlara dahil edilmiş, Atatürkçülüğü savunanlar ise bağnaz ve tutucu olarak nitelendirilmiştir. Üzülerek ifade ediyorum, bu saldırılar, dıştan olduğu gibi içimizden de destek bulmuştur.

Diğer taraftan, dost ve müttefik bir ülkenin Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Genelkurmay Başkanlığının Türkiye Millî Savunma Bakanlığına bağlanması yolunda almış oldukları karara gerekçe tespit etmek için yerli ve yabancı kuruluşların katıldığı toplantılar icra etmiş ve raporlar yayımlamıştır. Hatta, aynı ülkenin Genelkurmay Başkanı, Türkiye'ye gelip Türkiye'deki sistemi tenkit eden ve maddi hatalarla dolu bir konuşma yapmıştır. Böylesine bir girişim, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez gerçekleşmiştir. Bu durumu: "Askerler her konuda beyanatta bulunuyor" diyenlerin dikkatine sunuyorum.

Bu gayretlerin bir devamı olarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin konumu konusunda içeriği pek çok maddi hata ile dolu yeni bir belge yayımlanmıştır. Bu belgede dikkat çeken en önemli konu, dokümanı oluşturan 22 bölümden 9'unun Polis Akademisi tarafından yazılmış olmasıdır. Kurumsal iş birliğine en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde, devletin önde gelen kurum ve kuruluşlarının bu tür çalışmalara katılmalarının nasıl bir fayda sağlayacağını da takdirlerinize bırakıyorum.

Ağırlıkla Türk Silahlı Kuvvetlerinin işlevlerinin ele alındığı raporun ön sözünde yer alan: "itaat kültürünün yerine itiraz kültürünü yerleştirmeyi amaçladığı" yolundaki ifadeler, raporun gerçek niyetini açıkça ortaya koymaktadır. Bu belgenin tanıtımı 22 Eylül 2006 tarihinde, yani daha bir kaç gün önce icra edilen bir toplantı ile yapılmıştır. Bu toplantıda yerli ve yabancı konuşmacılar tarafından yapılan bazı beyanlar her türlü teamül, nezaket ve tahammül sınırını aşmaktadır.

Bu konuşmacılar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yüce Türk Milletinin anayasa ve kanunlarla, tartışılmaz bir şekilde kendisine vermiş olduğu görevlerini sahiplenmesini; "ülkenin hukuki ve kurumsal yapısına saygısızlık" olarak nitelemekte, yargıya intikal etmiş bazı münferit olayları tek merkezden kontrol edilen geniş çaplı ve planlı uygulamalar olarak göstermekte ve kullandığı her türlü mali kaynağın tahsisi, harcanması ve son kuruşuna kadar denetlenmesinin, devletin ilgili kurumları tarafından yapılmakta olduğunu göz ardı ederek, "şeffaflıktan uzak ve hesap verebilirlikten muaf olduğu" iddiaları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin de ötesinde, onu en güvendiği kurum olarak bağrına basmış olan asil milletimize de saygısızlık yapmışlardır.

Bu beyanların, Mayıs 2006'da yayımlanmış bir belgenin aylar sonra yapılan tanıtım toplantısı vasıtasıyla, kasım ayında Avrupa Birliği tarafından yayımlanacak ilerleme raporu öncesine denk getirilmesinin amacının da Silahlı Kuvvetleri cevap vermeye zorlamak ve hazırlanacak olan rapora, bu cevabî beyanatımızı bir gerekçe olarak dahil ettirmek olduğu aşikârdır.

Bütün bu mesnetsiz beyanlara maalesef devletin hiçbir kurum ve kuruluşundan, kamuoyundan herhangi bir açıklama ve tepki gelmemiştir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülkemizin Avrupa Birliği üyeliğini tamamen desteklediği daha önce müteaddit defalar beyan edilmiştir. Bu nedenle bu açıklamamın Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği ile ilişkilendirilmesi yanlış olur. siyasi her türlü polemiğin dışında kalmak için azami gayret gösteren Türk Silahlı Kuvvetlerinin Avrupa Birliği paravanası arkasına gizlenerek yapılan bu ithamlara karşı kendini savunma hakkını kullanması da en tabii hakkıdır.

Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bazı çevrelerin hedef tahtası değildir. Ben bir askerim ve yasaların bana verdiği görevleri yerine getiriyorum. Asker olarak bizim siyasetle ilgimiz yoktur. Ancak güvenlik ve rejim ile ilgili temel mülahazalarımızdan rahatsızlık duyanlar varsa, bu onların kendi rahatsızlıklarıdır. Şimdi bu konuyla ilgili düşüncelerimi açıklamak istiyorum.

Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili olarak Avrupa Birliği yetkilisi Bay KRETSCHMER bir ip ucu veriyor: "Silahlı Kuvvetlerin ulusal güvenlik konusuna çok geniş perspektiften bakarak, kamu hayatının hemen her yönüyle ilgili, örneğin: din eğitimi, kültürel haklar, üniversite gibi hususlarda açıklamalar yaptığı, bu açıklamaların halk üzerinde büyük etkisi olduğu, Silahlı Kuvvetlerin halktan en çok saygı gören en istikrarlı kurum olarak değerlendirilmesi gerçeğinden cesaret alarak bu açıklamalarda bulunmayı meşru gördükleri" tespitinde bulunuyor.

Değerli Konuklar,

Değerli Silah Arkadaşlarım,

Bu tür ifadeler demokratik söylem açısından kulağa hoş gelen söylemlerdir. Ancak, ben bu söylemleri açık Türkçe'ye çevirerek yorumlayacağım;

- Din Eğitimi,

- Kültürel Haklar,

- Üniversite derken, sözü geçen Avrupa Birliği görevlisi nelerden rahatsızlık duyuyor?

Türk Silahlı Kuvvetlerinin halktan en çok saygı gören gücünden. Halkın bu söylemlerden etkilenmesinden neden rahatsızlık duymaktadır? Türk Silahlı Kuvvetlerinin demokrasi dışı hangi söylemi vardır? Yoksa, Türk Silahlı Kuvvetlerinin söylemleri bu yorumları yapanların gizli ajandalarının hedeflerini mi zorluyor? Bunları iyi bilmeliyiz.

Harp Akademilerinin Değerli Mensupları,

Bu konuyu burada gündeme getirmemin bir anlamı var. Bugün bu salonda öğrenci subay olarak bulunan genç subaylar, gelecekte bizim yerlerimizi alacaklardır. Bu kişilere doğru ve objektif bilgileri vermemiz gerekmektedir. Temel bilgileri alacakları yer bu kurumdur. Bu kurumdan yetişecekler, Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni korumaya da muktedir olanlardır ve olacaklardır.

Değerli Konuklar,

Silahlı Kuvvetlerin demokratik kontrolünün ne anlama geldiği ve bu amaçla ne tür uygulamalar yapılabileceği, konu ile ilgili dokümanlarda kural olarak benimsenebilecek neler yazdığı ayrı bir konudur. Gerek olursa bu konudaki görüşlerimizi de açıklarız. Ancak burada önemli olan yapılan çalışmaların bilimsel verilere ve bulgulara dayanması ve gerçekleri yansıtmasıdır.

Konuyu fazla uzatmadan bir iki örneği sizlerle paylaşarak takdiri Türk Milletinin engin sağduyusuna bırakıyorum.

Örnek-1 (Sayfa 52): "Genelkurmay Başkanı'nın görev ve yetkilerini kime bağlı olarak yürüttüğü hususu Anayasa'da mevcut değildir."

Cevap : Anayasa Madde 117/4: Genelkurmay Başkanı görev ve yetkilerinden dolayı Başbakana karşı sorumludur.

Örnek-2 (Sayfa 12): "Mevcut durumda zorunlu askerlik, sivil demokratik bir kültür yerine askerî değerleri şekillendirici bir laiklik ve milliyetçilik anlayışını toplumsallaştırmaktadır. Askerî kararlar üzerinde parlamenter denetim tam olarak oluşturulamamaktadır."

Şeklindeki ifadelerden zorunlu askerlik yerine, profesyonel ordunun kurulmasının Millî Savunma Bakanlığı bütçesine getireceği yük hakkında bilgi sahibi olunmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Bu konuda bir açıklama yapmak isterim.

Türk Silahlı Kuvvetleri tamamen profesyonel bir yapıya geçerse; sadece personel maaşları ve sosyal yardım giderleri; bugünkü Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin üç katı olacaktır. Hal böyle iken dokümandaki ifadeleri bilimsel kabul etmek mümkün müdür?

Örnek-3 (Sayfa 54): "Üst düzey komutanlar, düzenli olarak gerek iç ve gerekse dış politika konularında görüşlerini açıklamayı sürdürmektedirler."

Cevap: Buna örnek olarak, Şemdinli olaylarında yer alan bir astsubay hakkında; benim söylediğim "Tanırım iyi askerdir, ancak suç işlemişse cezasını alır" cümlemi gerekçe göstermiştir. Bu hususun iç ve dış politika ile ilgisi nedir? Ayrıca sarf ettiğim cümleyi tam olarak yazma dürüstlüğü dahi gösterilmemiştir.

Örnek-4 (Sayfa 56): Bir basın mensubu şöyle yazıyor: Bir general bana dedi ki: "Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'ni biz hazırlarız, Başbakanlığa basılması için göndeririz." Böyle gerçekle hiçbir ilgisi olmayan ifadelerin hangi kritere uygun olduğunu anlamak da mümkün değildir.

Değerli Komutanlar,

Değerli Konuklar,

Bu tür raporlar kimlerin desteği ile hazırlanıyor bilmiyorum. Bir kısmını sadece tahmin ediyorum. Ancak bu tahminlerim, bu raporların kimler tarafından desteklendiğini gördükçe gerçeğe dönüşüyor ve bundan ziyadesiyle rahatsız oluyorum. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak, bu anlamlı günde daha fazla örnek vermek istemiyorum. Bununla birlikte, bu tür raporlar gelecekte de yayınlanırsa, daha açık ve net belgeleri kamuoyu ile paylaşacağımdan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Değerli Silah Arkadaşlarım,

Değerli Konuklarımız,

Konuşmamın son bölümünü, üzülerek ifade ediyorum, kendi içimize yönlendiriyorum.

Bu anlamsız raporun tanıtım konferansına Türk yetkililer de katıldı ve konuşma yaptılar. Basında yer alan bu konuşmalardan bazı ifadeleri takdirlerinize sunuyorum. İfade aynen şöyle:

"Genelkurmaydan gelen bildiriler her zaman serttir, medya başka konularda aslan kesilir, bu konuda dişidir."

"Türk âleminin 200 senedir siyasetle çözemediği en çetin problemlerinden bir tanesi Türk ordusunun silahlanmasıdır. Nereden elde ediyor bu silahı, hangi imkânlarla?"

"Savunma bütçemiz şeffaf değildir. Millî Eğitim bütçemizde birbirimizin gırtlağına sarılırız. Savunma bütçesi geldiği gibi gider."

"Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde yasama, yürütme ve yargı bağlamında hiçbir organın denetleme yetkisi yoktur."

"Millî Güvenlik Siyaset Belgesi Bakan'a imza karşılığı verildi. Utanarak söylüyorum, Milletvekiliyim içinde ne olduğunu bilmiyorum."

Değerli Konuklar,

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yapısı, bu yapı içindeki kurumların ve bir bütün olarak sistemin işleyişi konusunda içimizdekilerin bu hayret verici bilgi noksanlığı karşısında neredeyse biraz önce eksik bilgileri nedeni ile tenkit ettiğim yabancılara haksızlık ettiğimi düşüneceğim.

Sayın Konuklar,

Harp Akademilerinin Değerli Mensupları,

Harp Akademilerinin 2006-2007 Eğitim ve Öğretim yılına başlaması nedeniyle düzenlenen bu törende sizlerle beraber olmaktan büyük mutluluk duymaktayım.

Yeni öğretim yılında Harp Akademilerinin değerli mensuplarına başarılar diliyor, hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum.

17.02.2007

Sayın Büyükanıt'a katılıyor, hislerimize tercüman olmasından dolayı kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum

Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın ABD gezisinin son gününde yaptığı açıklamalar, ülkemizin geleceği ile yakından ilgilidir.

Türkiye de Türklerin, varolma ya da yokolma durumuna geldiğini işaret etmektedir. Hİçkimse ülkenin bu duruma gelmesini istemezdi, ama getirildi.

Ben artık bundan sonra Türkiye'nin kuzey Irak için yeni ve gerekli tedbirlere başvuracağını düşünüyorum.

Org. Büyükanıt ın sözleri kulakarkası edilecek cinsten değil. Org. Büyükanıt Türkiye'nin birçok tehditle karşı karşıya bulunduğuna işaret ederek, yüreğimizden geçenleri dile getirmiştir. Sayın Büyükanıt'a katılıyor, hislerimize tercüman olmasından dolayı kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum.

Fikret DADAŞ
Parlamento Muhabiri

Savcıları göreve çağırıyoruz!

"DTP'li başkanlar
görevden alınmalı"

Türkiye'nin terörle mücadele koordinatörü emekli Orgeneral Edip Başer ve Amerikalı mevkidaşı Ralston Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin düzenlediği toplantıda bir araya geldi. Terörle mücadele konusunda önemli mesajlar veren Emekli Orgeneral Başer, terör örgütü lehine açıklamalarda bulunan DTP'li belediye başkanlarının görevden alınması gerektiğini söyledi.
......
TGRT HABER
İstanbul, 20 Ekim 2006 00:10

Öğrencilere tavsiye edilen "100 Temel Eseri" her yayınevi kendi ideolojisine göre çeviriyor.Bakanlık denetim yapmadığı için eserleri isteyen yayınevi basabiliyor, kitaplarda olayların anlatımı kitabı basan yayınevinin ideolojisini yansıtıyor.

UCUZ İFADELERLE İŞİN IÇERİSİNDEN ÇIKMAK

Hamit ERGÜL

Son günlerde "Milli Eğitim Bakanlığınca tavsiyeli" "100 Temel Eser'lerden" ve bunlardaki ahlak dışı ve eğitimle bağdaşmayan ifadelerden sık sık bahsedilmeye başlandı.
Bunun, bir çok yadırgadığımız konular gibi AKP dönemine rastlaması bir tesadüf mü?
Ortaya atılan ifadelerin ve savunmaların Milli Eğitim Bakanlığı gibi "ciddi bir kuruma" yakışıp yakışmadığına dair en güzel cevapları da televizyon ekranlarına çıkarılan çocuklarımız vermektedir.
İnanç ve ideal sahibi olduklarını iddia edenleri gecikmiş serzenişlerine sizin sorumluluğunuz verdiğiniz cevaplar seviyesinde geçiştirilecek cinsten değil diyerek istifa etmeye çağırıyoruz.
Bu kitapların Türkiye içerisinde basılıp dağıtımının yapıldığını ve okullarda okutulduğunu veya tavsiye edildiğini bile bile bu ciddi sorumluluğu üstlenmemek asla kabul edilemez!

Bu konuda, bütün öğrenci velilerini, eğitim ve öğretim kurumlarını, tüm öğretmenleri ve duyarlı insanlarımızı tepki göstermeye çağırıyoruz.

Hamit ERGÜL
Ankara - 26.08.2006

Açık Söz

BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU

"SAĞLIK BAKANI
SKANDALLAR FİRMASI ROCHE'DAN
NEDEN KANSER KAMPANYASI İÇİN
BAĞIŞ ALDI?"

Prof. Dr. Mehmet Neşşar

Prof. Dr. Mehmet NEŞŞAR

AKP iktidara geldiğinden beri Roche ilaç firması ile ilgili skandallar kamuoyu gündeminden düşmemektedir. En son Roche Firmasının ilaçları fahiş fiyatlarla satarak kamuyu dolandırdığı müfettiş ve savcılık raporları ile ortaya konmuştur. Bu durumda kamu hakkını koruması gereken Sağlık ve Maliye Bakanlıkları yasal prosedürleri işletmemekte, yani diğer "tüm siyasi suçluların yaptığına benzer bir biçimde olayları örtbas etmek yada zamanaşımına uğratmak" için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bu konudaki bilgi ve belgeler ortadayken Sağlık Bakanı Recep Akdağ, kanserle mücadele için düzenlediği bir bisiklet kampanyasında aynı firma, yani Roche Firmasının parasal katkısını almaktan çekinmemiştir.

İlaç firmalarının belli yöntemlerle Sağlık Bakanlığını ele geçirmiş oldukları ve Türkiye'de sağlığın düzelmemesinin esas sebebinin de çok uluslu büyük sermayenin bu yolla sağlık bütçesini tüketmeleri olduğunu daha önce de yazmıştım. AKP iktidarında ilaç harcamalarının katlanarak artışı ve sağlık harcamalarının %60'ının ilaca gitmesi, Recep Akdağ ve Başbakan'ın bu sömürü düzenine çok iyi uyum sağladığını açıkça ortaya koymaktadır. Sağlık Bakanın skandallar rekortmeni bir firmanın parasal desteği ile kampanya düzenlemesi ise bu konuda ne kadar fütursuzca davrandığını da ortaya koymaktadır.

Bu konuyu Sağlık Bakanına yönelttiğim bir soru önergesi ile gündeme taşıyor ve kamuoyumuz ve basınımızın dikkatine sunuyorum.

Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
10.10.2006

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından yazılı olarak yanıtlanmasını istiyorum.
Gereğini arz ederim.

Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
10 Ekim 2006

1) Roche Firmasının bazı ilaçları pahalı satarak kamuyu zarara uğratması konusunda ne düşünüyorsunuz?
2) Kamu hakkının korunması ve ilgili zararın tazmini için yasal yolları hızlandırmayı düşünüyormusunuz?
3) Roche hakkında ardı ardına ortaya çıkan skandallar varken, bu firmanın parasal desteğini alarak yaptığınız bisikletli kanser kampanyasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU

"SAĞLIK BAKANI ÖMER DİNÇER'İN
VE MURAT MERCAN'IN KARDEŞLERİNİ
BALLI MAAŞA BAĞLADIĞINI
ALTI AY ÖNCE İTİRAF ETMİŞTİ!"

Prof. Dr. Mehmet NEŞŞAR

Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın oluşturduğu "Ballı Saha Koordinatörlüğüne" Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer ve AKP Milletvekili Murat Mercan'ın kardeşlerini atadığını, altı ay önce Bakana yönelttiğim soru önergesini yanıtlarken itiraf etmişti. Bu soru ve yanıtını o zaman basın açıklaması ve internet aracılığı ile duyurmuştum. O tarihlerde dikkate alınmayan bu açıklama ve soru önergesine verilen yanıt istendiğinde ilgililere sunulacaktır.

Prof. Dr. Mehmet Neşşar
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
12.10.2006

BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU

SAĞLIK BAKANLIĞININ
BİLİMSEL(!) KURULU

Prof. Dr. Mehmet Neşşar

Maliye Bakanlığı, geri ödeme listesinden çıkardığı ilaçları durmadan artırmaya devam ederken bazı ilaçlar listeye bir giriyor, bir çıkıyor. Önce zayıflama ilaçları "Bilimsel Kurul" kararıyla listeden çıkartıldı, buna eleştiriler gelince yeniden listeye alındı. Sağlık Bakanına sordular "Bu nasıl oluyor?" diye, yanıtı "Bilimsel Kurul" kararı oldu. Kimse o zaman akıl edip de "Yahu sayın Bakan, bu ilaçları listeden çıkaran da, geri koyanlarda aynı "Bilimsel Kurul" değil miydi?" diye sormadı.

Bugün öğrendik, daha önce "Bilimsel Kurul" tarafından listeden çıkartılan Skandallar Firması Roche'un Neupogen isimli ilacı, aynı "Bilimsel Kurul" tarafından gene listeye alınmış! Burada ister istemez Roche Firmasının, Sağlık Bakanlığının "Bisikletli Kanser Kampanyasına" katılanlara yaptığı para desteği akla geliyor. Müfettişlerin ve yargının Roche Firması hakkındaki suç duyurularına kulağını kapatan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, liberalizmin "etkin ikna gücüne" balıklama dalıyor. Mazeret hazır "Bilimsel Kurul Kararı!"

Başbakan için ve OFER-KUTMAN neyse, Sağlık Bakanı için de Roche aynı!

Bize de "Böyle Başbakan'a böyle Sağlık Bakanı, böyle Sağlık Bakanına da böyle Bilimsel Kurul" yakışır demekten başka bir şey kalmıyor.

Böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek!

Cumhuriyetimizin 83. yılı Türk Ulusuna kutlu olsun.

Saptamalarımı kamuoyumuz ve basınımızın dikkatine sunuyorum.

Prof.Dr.Mehmet Neşşar
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
28 Ekim 2006

DYP lideri Mehmet Ağar'ın Teröristler için "Dağda silahlı dolaşmayın, ovada siyaset yapın" çağrısına tepki gösterildi!

° 30 000 şehidimizin katillerine böyle bir teklif yapan partiyi de gözden çıkardık diyen binlerce vatandaşımız ne yazık ki farkedilmiyor!

Erzurum - 10.10.2006

@ DTP'lilerden Ağar'a destek, Baykal'a eleştiri

DTP Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, parti meclisi üyeleri ve DTP'li belediye başkanlarıyla birlikte düzenlediği basın toplantısında, "PKK'nın saldırıları durdurma kararının kalıcı olması için gerekirse PKK yöneticileriyle görüşeceklerini söyledi. Tuğluk, "Sayın Ağar'ın açıklamaları bizim için değerlidir. Ancak kendine sosyal demokrat bir partiyim diyen sayın Baykal'ın açıklamaları bizi üzmüştür. Milliyetçi oylarına gözünü dikmiş bir partinin daha duyarlı davranmasını bekliyoruz" dedi. Tuğluk, bu süreç içerisinde Barzani ve Talabani'yle de görüşüceklerini belirterek "Güneyli güçlerle de görüşmemiz olacak" demesi dikkat çekti.
......
Milliyet Gazetesi - 12 Ekim 2006 Perşembe

GENEL BİLGİLER

İLÇELER

AŞKALE, ÇAT, HINIS, HORASAN, ILICA, İSPİR, KARAÇOBAN, KARAYAZI, KÖPRÜKÖY, NARMAN, OLTU, OLUR, PASİNLER, PAZARYOLU,ŞENKAYA, TEKMAN,TORTUM, UZUNDERE

İL KİMLİĞİ

Yüz Ölçümü : 25.086Km2
Dünyanın 2000 metrelik plato üzerinde kurulu 200bini aşkın sayılı şehirlerinden olan
Erzurum'un yerleşim birimlerinin %61'i yüksek kesimlerde yer almaktadır. Genel nüfusun %55'i erkek,%45'i ise kadındır. İlin kapladığı alan 25066 Km2,nüfus yoğunluğu ise 35'tir.
Merkez dahil 19 ilçesi bulunmaktadır. Erzurum "Azzi", "Erzen"(Darı), "Arze" ve bilhassa Müslüman Arapların "Erzenu'r Rûm" (Erzen-i Rum) ismiyle anılan aynı bölgedeki eski ve tarihi bir şehirden gelir. Türkler Erzurum adını vermişlerdir.Trafik plaka numarası 25'tir.

Erzurum

Erzurum sightseeing. Double Minaret Medrese. Uc Kumbetler 13/14th century tombs. Yakutiye Medresesi. See handwork of Oltu Tasi (black jet) found only in Erzurum. Overnight in Erzurum.

ERZURUM

ERZURUM

Erzurum is the largest province in Eastern Anatolia and is located on a high plateau (1950 m). The province has always been a transportation junction and is now the transfer point for air, rail or bus connections for travellers coming to eastern Turkey.

The history of the city extends back to 4000 BC and it has seen many civilizations. One of the important remains from this periods is the well preserved Byzantine city walls. Most of the historical finds are kept in the collections of the Archaeological Museum, which is a part of the Erzurum Museum.

The modern city, with wide tree lined boulevards and university buildings, is intertwined with the historical district. The Seljuk buildings in the town are remarkable. The Ulu Mosque built in 1179 is interesting, with its many columns and seven wide naves. Next door to Ulu Mosque is the Cifte Minareli Medresse, which is the most famous feature of the city. It is a perfect example of Seljuk architecture, the carved portal being particularly fine. Walking south you will see the Three Tombs (Uc Kumbetler). Another interesting tomb is the elegant 13th- century Hatuniye Tomb. The Yakutiye Medresse of the 13th- century is one of the most important historical monuments of Erzurum with its beautiful portal and richly tiled minaret. Here is an elaborate mosque built by the great architect Sinan in the 16th- century, the Lala Mustafa Pasa Mosque. The Aziziye monument commemorating the Turkish - Russian War, the citadel and Bell Tower, the Rustem Pasa Caravanserai and the Bedesten are other historical places of interest.

Erzurum has a specific local black stone which is used for jewelry or, the like which you may see while wandering around, especially in Tashan.

For nature lovers Lake Tortum, 120 kms from Erzurum, and Mount Palandoken provide perfect opportunities. Palandoken winter sports resort which is reached by mountain roads of scenic beauty. Only 6 kms from Erzurum, this winter sports spot is competitive with those of Europe. By Lake Tortum you will encounter a rarely found beauty of a peaceful lake. The waterfalls at the northern end of the lake are worth seeing as they plunge from a height of 47 m. Erzurum is a very province suitable for mountaineering with peaks of 3000 m, and also has many hot springs and meadows.

Erzurum Müftüsü flörte "olur" verdi

ERZURUM

ERZURUM

Erzurum Şehri'nin tarih boyunca
aldığı isimler :

1 - Karanilis/Karanitide/Garin/Karin-Kalak-Karun-Kalak (Yunan, Bizans, Roma kaynaklarında, Ermeni ve Gürcü tarihlerinde)
2 - Theodosiopolis (Bizans Dönemi)
3 - Kali-Kala (k) (Kali/Han-Şehri) (İslam kaynaklarında).
4 - Arzan/Arzen/Artze (Şimdiki "Karaarz/Karaz"yerinde) (Selçuklu fethi sırasında).
5 - Erzen - Rum / Erzen-ir-rüm ve Erzurum (Selçuklu, İlhanlı, Akkoyunlu, Osmanlı çağlarında).

ERZURUM

GEÇMİŞTEN BUGÜNE
TÜM BELEDİYE BAŞKANLARININ
İSİMLERİ

1 - Şerif Bey .........
2 - Nafiz Bey (1924-1927)
3 - Zakir Bey (1927-1930)
4 - Seyfullah Bey (1930-1933)
5 - Durak SAKARYA (1933-1935)
6 - Salim ALTUĞ (1935-1938)
7 - Mesut ÇANKAYA (1940-1945)
8 - Kazım YURDALAN (1945-1949)
9 - Şevket ARI (1938-1940-1940) (1950-1951)
10 - Lütfü YALIM (1951- 1953)
11 - Samih KORUKÇU (1953-1955)
12 - Edip SOMUNOĞLU (1955-1960)
13 - Hilmi NALBAN (1964- 1968)
14 - Selahattin OZAN (1968-1973)
15 - Orhan ŞERÎFSOY (1973-1977)
16 - Nihat KİTAPÇI (1977-1984)
17 - Necati GÜLLÜLÜ (1984- 1989)
18 - Mehmet Ali ÜNAL (1989-1994)
19 - Ersan GEMALMAZ (1994-1999)
20 - Mahmut UYKUSUZ (1999-2004)
21 - Ahmet KÜÇÜKLER (2004-

ERZURUM

İlimizde Görev Yapan Valiler :

1 - Sabit SAĞIROĞLU (04.05.1338-22.07.1339)
2 - Tahir Paşa (BELBEZ) (1908-1910)
3 - Tahsin ÜZER (1915-1916)
4 - Fevzi DALDAL (Mart 1929-Eylül 1931)
5 - İ. Ethem AYKUT (20.03.1935-10.10.1936)
6 - Haşim İŞCAN (06.12.1936-22.03.1940)
7 - Burhanettin TEKER (28.03.1940-18.04.1941)
8 - Nuri ATAY (12.10.1943-09.07.1943)
9 - H.Nihat PEPEYİ (20.10.1943-13.07.1945)
10 - Cemal DİNÇ (21.12.1945-13.07.1950)
11 - Nihat ŞENMAN (02.09.1950-05.01.1951)
12 - Cemal Göktan (21.05.1951-14.06.1954)
13 - Hilmi İNCESULU (08.08.1954-18.04.1955)
14 - Niyazi AKI (24.04.1955-13.04.1957)
15 - Nurettin AYNUKSA (30.04.1957-06.06.1960)
16 - Kamuran ÇUHRUK (16.16.1960-29.01.1961)
17 - Fahrettin AKKUTLU (27.02.1961-20.10.1962)
18 - Hüseyin MEYDANOĞLU (26.10.1962-29.06.1964)
19 - Enver SAATCIGİL (06.07.1964 - 16.01.1965)
20 - Ali AKSEVEN (16.01.1965 - 28.01.1966)
21 - Ali AKARSU (28.01.1966 - 02.01.1968)
22 - Mustafa UYGUR (17.01.1968 - 16.07.1970)
23 - Necmettin KARADUMAN (16.09.1970 - 22.07.1975)
24 - Sadri TURAN (24.07.1975 - 15.02.1978)
25 - Hayri KOZAKÇIOĞLU (16.02.1978 - 26.10.1979)
26 - A.Zihni AKIN (29.07.1978 - 26.10.1979)
27 - B.Cihat BAYAR (16.11.1979 - 25.06.1981)
28 - Nihat BAŞTAK (26.06.1981-01.08.1983)
29 - Feyzi YETKİNER 21.08.1983 - 13.06.1985
30 - R.Birsin ÖZEN (14.06.1985 - 04.08.1989)
31 - Emrullah ZEYBEK (08.08.1989 - 16.08.1991)
32 - Gökhan AYDINER (21.08.1991-18.02.1992)
33 - Mehmet AĞAR (25.02.1992-10.07.1993)
34 - Oğuz BERBEROĞLU (25.09.1993-15.04.1996)
35 - Ahmet KAYHAN (21.O4.1996-05.10.1999)
36 - O.Derya KADIOĞLU (12.10.1999-20.02.2003)
37 - Mustafa MALAY (22.02.2003-12.09.2004)
38 - Celalettin GÜVENÇ (13.09.2004- .....)

Milliyet

22. Dönem Erzurum Milletvekilleri

Mustafa Nuri AKBULUT - AK Parti
Mücahit DALOĞLU - AK Parti
Muzaffer GÜLYURT - AK Parti
Mustafa ILICALI - AK Parti
İbrahim ÖZDOĞAN - ANAVATAN Partisi
Ömer ÖZYILMAZ - AK Parti

Prof.Dr.RECEP AKDAĞ ERZURUM'UN DÖRDÜNCÜ
SAĞLIK BAKANI

1. Prof.Dr.Nusret KARASU 30.05.1960-27.08.1960 / GÜRSEL HÜKÜMETİ
2. Dr.Edip SOMUNOĞLU (C. S. Üyesi, Erzurum) 27.10.1965-03.04.1967 / Demirel hükumeti
3. Nihat KİTAPÇI (Erzurum) 21.12.1987-06.07.1988 Özal hükümeti
4. Prof Dr.Recep Akdağ 18.11.2002- Gül ve Erdoğan hükumetleri

BAKANLIK MÜDDETLERİ

1. Nusret Karasu - 3 Ay
2. Dr.Edip Somunoğlu- 17 Ay
3. Nihat Kitapçı- 7 Ay
4. Dr.Recep Akdağ -29 Ay tamamladı devam ediyor

° Fikir sahibi olmaları için genç eleştirmen kardeşlerime sunuyorum.
Mustafa Çetin Baydar

OSMANLI ARMASI

Bizim Ayna'dan yansıyanlar

REKTÖRÜMÜZ
İLGİNÇ ŞEYLER SÖYLÜYOR

Mustafa Çetin Baydar

Yıl sonu diploma töreninde Atatürk üniversitesi rektörü ilginç bir hitabede bulunmuş. Hitabenin tamamını üniversite web sitesinde bulurum umudundaydım ama konmamış. Basına akseden bölümleri üzerinde yorum yapmak ise yeterli değil. Konuşmanın tamamı elinden olan grup dostlarından yardım bekliyorum. Ama bir başlık var ki çok ilgimi çekti:
Sayın Sütbeyaz üniversite sorununu "Eğitim sorunu" olarak niteliyor ve "Eğitimin bilimselleştirilmesini" istiyor.

Bu bilimselleşme talebi üniversitemizin mevcut konumunu tartışmaya açacak bir iddiadır. Bu güne kadar bilimsel olmayan bir eğitim yapıldığının itirafı mı, yoksa bir dil sürçmesi mi?

Bir başka husus törende hoş sayılmayacak bir takım vaziyetlerin zuhur ettiğine dair bazı dostların üstü kapalı bir şekilde gruplara yazdığı yazılardır.

Mahalli gazetelerden ve ulusal basından bu hususta bilgi edinemedim.

Muzaffer bey ve sayın Ocak hocamız mütemmim bilgi verirlerse iyi olur.
Baki selam.

BU VATANI SEVMEK SUÇ MUDUR ?

A. BERHAN YILMAZ

° Erzurum'da sosyal problemler almış başını yürümüş.
° Erzurum'da esnaf aylardır siftahsız kepenk kapatır olmuş.
° Erzurumlu yıllardır gülmeyi unutmuş.
° Erzurum'da evlerde huzursuzluk, sokaklarda kavga var.
° Erzurumlu hayatından bıkmış.
° Erzurum'da hırsızlık, ahlaksızlık, fuhuş almış başını yürümüş.
° Erzurum'da at izi ile it izi biribirine karışmış.
° Erzurum'da oy verilenler bu şehre arkasını dönmüş.
° Erzurum'da aç, Erzurum'da işsiz ve Erzurum'da dertlerle dolu.

Diyarbakır'a diyeceğim yok.
Bu ülke yıllardır o bölgeye çalışıyor.
Sizler yıkıyorsunuz, bu devlet yapıyor.
Sizler bağırıyorsunuz bu millet susuyor.
Bizde de bir büyükşehir belediye başkanı var sizde de
Sizdeki başbakan gibi konuşuyor, bizde ki başbakanın yanında ben de buradayım bile diyemiyor.
Sizde de milletvekili var, bizde de sizinkiler masaya yumruğunu vurunca taa Erzurum'da biz işitiyoruz.
° Bizim milletvekilleri de değil yumruk vurmak, gizlice bile olsa yumruğunu sıkacak cesarete bile sahip değil.

° Sonuç olarak mağdur olan bizleriz, ezilen yine bizleriz.
° Bizler susuyor ve devletimize isyan etmiyorsak sizler de susacaksınız.
° Bizler bu şartlar altında vatan - millet sevgisi ile yaşıyorsak sizler de bu vatanı seveceksiniz.

Son söz; sayın başbakana ve bizim bakanımız ve milletvekillerimize;
Bu şehre de sahip çıkmanız için ne yapmamız gerek siz onu söyleyin bize.
İnanın artık kendimizi salak gibi hissetmeye başladık.
° Kıskanıyoruz, Başbakan Diyarbakır'a gidecek ve sanki ABD'ye gidiyormuş gibi bir hava estiriliyor.
° Başbakan sanki Yunanistan'a gitmiş gibi koruma önlemleri alınıyor.
° Erzurum'a da dert dinlemeye aynı sükunetle geliniz burası bu vatanın toprağı değil midir ?
° Burada benden sakın birşey istemeyin diye insanları azarlarken Diyarbakır'da ne kadar kibar ve sakin konuşuyordunuz.
Bu şehrin suçu sizlere bağlı olmak mıdır ?
° Burada yaşayanlar sizin insanlarınız değil mi ?
° Bizim dertlerimizi kim dinleyecek ve çare bulmaya çalışacak.
° Kim bu şehirde de yaşayanlar var diyecek.
° Biz fazla bir şey istemiyoruz, Diyarbakır'a gösterdiğiniz ilginin yarısı bize yeter de artar bile.
° Ama sizler haklısınız, bizler bu şekilde saf ve akılsızca hareket edersek alacağımız karşılık budur.

Şimdi soruyorum :
ERZURUMLU ve TÜRK olmak suç mudur?
TÜRKİYE'Yİ sevmek suç mudur ?

Erzurum - 15.08.2005

PROF.DR.A.BERHAN YILMAZ
ATATURK UNİVERSİTESİ
DİŞHEKİMLİĞİ FAKULTESİ
ERZURUM

Tercüman Gazetesi - Bu vatanı sevmek suç mu?  - SIRRI YÜKSEL CEBECİ

Baro Başkanı'ndan istifa çağrısı

Erzurum Baro Başkanı Sadullah Kara

Erzurum Baro Başkanı Sadullah Kara

Erzurum Baro Başkanı Sadullah Kara, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz'ı diploma törenindeki uygulamadan dolayı eleştirerek, istifaya çağırdı.

14 şehirde 5 bin avukatı temsilen Anadolu baro başkanları adına bir açıklama yapan Erzurum Baro Başkanı Sadullah Kara, Atatürk Üniversitesi'ndeki diploma törenine bir şehit annesinin başörtülü olduğu gerekçesiyle alınmadığını hatırlatarak, üniversite Rektörü Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz'ı eleştirdi. İlmin ancak hür bir ortamda yapılabileceğini belirten Kara, "Bireysel hak ve özgürlüklerin gelişmesiyle demokrasilerin yaşayacağından habersiz, ideolojik saplantısını zulüm aracı olarak kullanan rektörden utanıyor ve kınıyoruz. Sayın rektör şecaat arz ediyor ve kendini savunuyor. Devletin emirlerini yerine getirdiğini söylüyor. Hukuk devletinde kimse böyle bir emir vermez, kanunsuz yasak da olmaz. Rektör bu tavrıyla milleti tepki vermeye zorluyor ve kaos peşinde. Bu millet sağduyusuyla oyuna gelmez. Rektöre de Dadaş yurdunda salyangoz sattırmazlar" dedi.
Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz'ın istifa etmesi gerektiğini savunan Baro Başkanı Kara, "Anadolu baroları olarak şehit anasına bile zulmederek eziyet eden, çarpık, hukuksuz bir anlayış sahibi rektörü artık üniversiteyi temsil edemeyeceğinden istifaya çağırıyoruz. Yeni Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 96. maddesi, 'Bir kişinin eziyet çekmesine yol açan davranışları gerçekleştiren kişi hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası hükmolunur' der. Erzurum Cumhuriyet Savcısı, rektör hakkında 96. maddeden bahisle hemen kamu davası açmalıdır. Bizler de ayrıca sonuna kadar takipçisi olacağız. Bireysel özgürlükler temel insan hakkı olup, buyurgan elit tavırlarla yasakçı hukuk ihlalleriyle ortadan kaldırılamayacak kadar yücedir" diye konuştu

Erzurum Otobüs terminaliyle kim ilgilenecek?

BAŞKAN AHMET KÜÇÜKLER'İ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ!

Ayhan Turkez

Otogarlar şehirlerin aynası durumundadır.
Erzurum Şehirlerarası Otobüs terminali de Erzurum'a gelen yabancıların şehirle ilgili ilk kanaatlerini oluşturan mekanlardandır.

Fiziki görüntüsü itibariyle iyi bir görünümü haiz olmayan Erzurum otogarında tek olumsuzluk maalesef bu değil.

Otogarda görev yapan yolcu simsarları vatandaşları hem rahatsız; hem de tedirgin ediyorlar. Otogar civarındaki belki 300-500 metrelik alanda gelen giden her vatandaşı rahatsız eden simsarlar bir türlü kontrol altına alınamıyor. Yazıhanecilere anlatıyoruz. Onlar bizden daha fazla tepkili. Otogarda görev yapan kamu görevlilerinin yeteri kadar görev yapmadığından yakanıyorlar. Otogar pislik içerisinde. Soruyoruz. "Önceleri her akşam yıkanırdı. Ama son zamanlarda işte böyle kimse ilgilenmiyor" cevabını alıyoruz yazıhane sahiplerinden. Velhasıl Otogarda olumsuzluklar çok. Ama muhatap yok. Herkes topu birilerine atıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler'i şehrin aynası olarak gördüğümüz otogarda gerekli tedbirleri almaya çağırıyorum.

Erzurum - Pazar 28.O8.2005 11:02

Sabire Karşı :  Kalbimi kıranlara hakkımı helâl etmiyorum

Şehit annesi Sabire Karşı : Kalbimi kıranlara hakkımı helâl etmiyorum

Sağlık Bakanımızdan beklediklerimiz

Zeynep Dumlu

Bizim insanlarımızın özellikleri nedense hiç değişmiyor. Bulundukları makamın yüksekliğine göre tavırdan tavıra giriyorlar. Bir Erzurum'lu olarak biz ilimiz insanlarına verdikleri sözleri yerine getirmeyenleri adeta yüreğimizden bir daha giremeyecekleri şekilde çıkarıyoruz. Sağlık Bakanımız da bunlardan biri.

Onunla ilgili görev yerindeki insanlar da bizden farklı düşünmüyorlar. Her sabah göreve başlarken yakın çevresine «günaydın...» «hayırlı sabahlar...» «nasılsınız?» gibi bir bakan olarak hal ve hatır sorucu kendinden beklenilen bir sözün ağzından hiç çıkmadığı ifade ediliyor. Ayrıca Bakanlıkta çalıştığı halde aydan aya gelip maaş alanlardan da bahsediliyor. Dikkat buyurun bunların Erzurum'lu olduğunu da sakın düşünmeyin.

Doğudan önemli bir kişinin ismini vererek «beni filan kişi gönderdi» diye uydurma referans vererek bazı art niyetli kişilerin bakanlıkta işe girdiklerine dair ortalıkta sözler de dolaşıyor. İnşallah bu duyulanlar asılsızdır. Ama her türlü ihtimale karşı Sağlık Bakanımız önce kendinden başlayarak «ben niye insanlarımızla bekledikleri ilişki içinde değilim? Bakan olduktan sonra daha mütevazi olmam gerekirken niçin bu tavırlarımla insanlarımızı incitiyorum?» diye önce kendi kendini sorgulamalı. Sonra bakanlıkta neler olup bitiyor bunları yakından öğrenmeli? Değerli hemşehrimizin ancak biz böyle şeffaf yaklaşımlarıyla bir Erzurum'lu olarak onunla ilgili olumlu düşüncelere girerek rahat nefes alacağız. Aksi halde olan yüce devletimize olacak. Bizden söylemesi.

TÜRK GASTROENTEROLOJİ DERNEĞİNDEN KAMUOYUNA DUYURU

Atatürk Üniversitesi Rektörü Sütbeyaz'ın, başörtülü şehit annesini diploma törenine almamasının yankıları sürüyor.
Erzurumlu Aşık Tokmakçıbaba, tepkisini şiirle ortaya koydu.

16 Haziran 2005 08:02

SÜTBEYAZ DESTANI

Oğlun şehit olmuş dağlar başında
Zannedersem daha yirmi yaşında
Bu bile kurtarmaz seni zulümden
Anam başörtü var eyvah başında

Bilmez misin girdiğin yer neresi
Sen sandın ki ilim bilim adresi
Yaşar Sütbeyaz'ın özel hanesi
Yine meşhur oldu ülke çapında

Kapılara dikmiş bekçi başları
Açsın birer birer örtük başları
Töreye, inanca saygı suçları
Kapıdan kovduğun anan yaşında

Sanmayın kanuncu kuralcı bunlar
Kraldan da daha kralcı bunlar
Hepsi de demagog , yalancı bunlar
Müslüman yazacak mezar taşında

Burada kuruldu bu cumhuriyet
Nerde insan hakkı, nerde hürriyet
İşin pek çetindir Türk'se zürriyet
Sanma laiklik var bunun ucunda

Ne uğraşıyorsun başla ve kıçla
Bilimde sıfırsın kendini suçla
Bu filimi bırak bilime başla
Başı dik gez ağam insan içinde

Sülbün temiz ise beyazsa sütün
Çukurdan çukura batma büsbütün
TOKMAKÇI der bilim her şeyden üstün
Sanma bilim öğrencinin saçında

Erzurumlu Aşık TOKMAKÇIBABA

Yeni Asya Gazetesi

ERZURUM

Türk Ceza Yasası'nın
301. MADDESİNİN KALDIRILMASINI İSTEYEN
AVRUPALILAR KENDİ AYIPLARINA
BAKMAK İSTEMİYORLAR

Türkiye'de Türk Devletini kötülemenin serbest bırakılmasını isteyen Avrupa'lı devletler "Ermeni Soykırımı yok" diyenleri cezalandıracak kanunlar çıkarma cüretini gösteriyorlar. Dün 1 milyon Cezayirliyi katlettiklerini unutan Fransa'daki devlet yetkilileri kendi soykırım ayıplarını sorgulamayı akıllarının ucundan bile geçirmeyi düşünmüyorlar!

Türk Ceza Yasası'nın 301. Maddesi

1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

3)Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.

4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

Türkiye

KENDİLİĞİNDENLİK

Düşüncede
İşte
Aşta
Her yaşta anlayış...

Korkuları aşacak
Endişeleri giderecek
Ve hırsları göğüsleyecek
Bir irade...

Hayatı güzelleştirecek
Dostluğu geliştirecek
İçtenliği kökleştirecek
Örnek ve eşsiz tavırların sahibi bir yürek.

İnsanca yaşamayı
Seviyeli birlikteliği
Köklü aşkı
Daimi sevgiyi
Derinleştirecek
İlkeli bir kişilik...

Karşılık beklemeksizin yardım
Sınırsız hoşgörü
Pazarlıksız yaklaşımlar
Birbirleriyle özdeşleşecek
Fedakarlıklar...

Dost ... Arkadaş
Komşu... Kardeş...
Hiç ayırım yapmadan
Kişileri benimseyecek
Bir erdemlik...

Sırları köprüleştirecek
Takdiri ve öfkeyi sezdirecek
Misafirlerini içinde gezdirecek
Bir gönül...

Sağlam bir ruh ile
Yön veren
Anlaştıran
Kaynaştıran
Kendiliğindenlik!

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Paris, 23.11.2007

ali dibo